Ömer Seyfettin – Balkan Harbi Hatıraları

Ömer Seyfettin, şair, hikâyeci, fikir ve siyaset adamı, asker, öğretmen, nazariyatçı ve tenkitçi yönüyle Tanzimat’tan sonraki Türk edebiyatının ve düşünce dünyasının göz ardı edilemeyecek önemli bir şahsiyetidir. Hakkı Süha Gezgin’in ifadesi ile o, “Dalları meyvelerinin ağırlığı ile esneyip sarkmış bir ağaçtı.” [1]

Ömer Seyfettin’in otuz altı yıllık hayatında ortaya koyduğu birçok hikâye, tiyatro eseri, bazıları tamamlanamayan roman, masal, şiir, makale, mensure, fıkra, tuttuğu günlükler ve hatıralar ile tercümeleri gerek hayatta iken gerekse vefatından sonra yayınlanmıştır. Türkiye’de kitapları en çok basılan ve okunan yazarlarımızdandır Ömer Seyfettin. Hikâyelerinin dışında fikir kitapları ve tercümeleri, şiir ve hatıraları ile günlükleri de vardır.

Bu hatıralarından biri de size sunduğumuz “Balkan Harbi Hatıraları”dır. Günlük şeklinde yazılmıştır. Ömer Seyfettin’in Balkan Harbi yıllarında tuttuğu günlük, ölümünden sonra Niyazi Ahmet Banoğlu tarafından bulunup Hayat mecmuasının 12 Ocak 1967 tarihli 3. sayısı ile 23 Mart 1967 tarihli 13. sayıları arasında tefrika edilmiştir.

Ömer Seyfettin zamanımıza ulaşan haliyle bu günlüğe 27 Eylül 1328 [10 Ekim 1912] tarihinde Selanik’te başlamış ve 15 Teşrinisani [28 Kasım 1913] tarihinde esir tutulduğu Yunanistan’ın Naflion kasabasında “Necat isminde bir vapur geldi.” diye yazarak son vermiştir. Elinizdeki kitap dört bölümden oluşmaktadır:

İlk bölümde Ömer Seyfettin’in hayatı, sanatı, eserleri ve eserlerinde Balkanlar ile ilgili yazılar; ikinci bölümde, Balkan Harplerinin kısa tarihi; üçüncü bölümde, Ömer Seyfettin’in Balkan Harbi Hatıraları; son bölümde ise konuyu tamamlayıcı yazılar yer almaktadır. Son bölümde yer alan ilk iki yazı, Ömer Seyfettin’in İbrahimAlaattin Gövsa’ya ve Kenan Hulusi Koray’a anlatımlarından oluşmaktadır.

Bu bölümde ayrıca, Ömer Seyfettin’in Balkan Harplerinde ve esareti döneminde Ali Canip Yöntem’e gönderdiği mektuplar da yer almaktadır. Eserin diline ve imlasına müdahale edilmemiştir. Anlamı bilinmeyen ya da açıklanma ihtiyacı duyulan kelime, kavram, yer ve şahıs adları izah edilmiştir. Kitapta yer alıp tefrika metinde yer almayan bazı başlıklar tarafımızdan konmuştur.

Eser kitaplaşırken yardımlarını gördüğüm Sayın İbrahim Öztürkçü’ye Sayın İsmail Toluay’a, Sayın Serkan Metin’e ve bazı kaynakları bana ulaştıran Sayın Zihni Engin Keleş’e hassaten teşekkür borçluyum. Kitabın kültür hay Ömer Seyfettin’e Dair Hayatı Ömer Seyfettin, “11 Mart 1884 günü -Rûmî takvimle 28 Şubat 1299-

Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğdu.” [2]Ömer Seyfettin’in ilerleyen yaşlarında Gönen özlemini ve çocukluk hatıralarını eserlerine yansıttığını görmekteyiz. Çocukluk hatıralarına dayanarak yazdığı hikâyelerinde içten ve gerçekçi bir üslup kullanmıştır.

Ömer Seyfettin’in “İlk Namaz” [3] hikâyesi, Gönen devresini ve annesini anlattığı hikâyelerden biridir. Babası Ömer Şevki Bey’in Kafkasya Türklerinden olduğu ifade edilmektedir. Ancak babasının başka milletlerden olabileceğine dair kanaatler de vardır. [4]

Ömer Seyfettin “Kaşağı” hikâyesinde babasından, ““Babam pek sertti. Bir bakışından ödümüz kopardı.”diyerek bahsetmektedir. Annesi Fatma Hanım ise İsfendiyar oğullarından Ankaralı Topçu Kaymakamı Mehmet Bey’in kızı’dır.

Mutlu bir çocukluk geçiren Ömer Seyfettin’in hayatında, annesi çok önemli yer tutar. Fatma Hanım’a duyduğu sevgiyi “İlk Namaz” adlı öyküsünde şu cümlelerle ifade eder: …Şimdi muhit-i tesellisinden ne kadar uzak bulunduğum annem, dünyada en sevdiğim, dünyada yegâne perestiş ettiğim bu vücut-ı muhterem, iste der hatır ediyorum, on beş sene evvel beni ilk sabah namazına kaldırmış idi…

Yine aynı öyküde, annesini başında yeşil örtüsüyle Kur’an okuyan bir meleğe benzetir. Ömer Seyfettin, ikisi küçük yaşlarda vefat eden dört çocuklu bir ailenin çocuğudur. Tahir Alangu, 1953 yılı Kasım ayında Kadıköy, Mısırlıoğlu–Süleyman Bey Sokağı’ndaki evinde ziyaret ettiği Ömer Seyfettin’in ablası Güzide Hanım’dan, dört yaşında kuşpalazından ölen kardeşleri Hasan’dan başka, yine küçük yaşta ölen kardeşlerinin olduğunu öğrenir.

Tahir Alangu, hikâyede bahsedilen kız kardeşin, bu ölen kardeşlerden biri olabileceğine dikkat çeker. [5] Ömer Seyfettin çocukluğunu “And” öyküsünde anlattığı “…Büyük bir bahçe… Ortasında köşk tarzında yapılmış bembeyaz bir ev… Sağ köşesinde her vakit oturduğumuz beyaz perdeli oda…”dan ibaret bir evde geçirir:

Okumaya çok hevesli olan Ömer Seyfettin, öğrenimine dört yaşında iken, Gönen’de “Reşid Efendi’nin Mahalle Mektebi”ne başlamıştır. [6] “And” öyküsünde okulu, öğretmeni ve arkadaşları hakkında şu bilgileri verir: …Mektep bir katlı, duvarları badanasız idi. Kapıdan girilince üstü kapalı bir avlu vardı. Daha ilerisinde küçük, ağaçsız bir bahçe…

Bahçenin nihayetinde ayakyolu, gayet kocaman aptes fıçısı… Erkek çocuklarla kızlar karmakarışık otururlar, beraber okur, beraber oynarlardı. ‘Büyük Hoca’ dediğimiz kınalı, az saçlı, kambur, uzun boylu, ihtiyar, bunak bir kadındı.

Mavi gözleri pek sert parlar, gaga gibi eğri, sarı burnuyla, tüyleri dökülmüş hain, hasta bir çaylağa benzerdi. ‘Küçük Hoca’ erkekti. Büyük Hoca’nın oğlu idi. Çocuklar ondan hiç korkmazlardı. Ben arkadaki rahlelerde, Büyük Hoca’nın en uzun sopasını uzatamadığı bir yerde otururdum. Kızlar, belki saçlarımın açık sarı olmasından, bana hep ‘Ak Bey’ derlerdi.

Erkek çocukların büyücekleri ya ismimi söylerler yahut ‘Yüzbaşı oğlu’ diye çağırırlardı. Sınıf kapısının açılmayan kanadında sallanan ‘geldi-gitti’ levhası yassı, cansız bir yüz gibi bize bakar, kalın duvarları tavana yakın dar pencerelerinden giren donuk bir aydınlık durmadan bağıran, haykırarak okuyan çocukların susmaz, keskin çığlıklarıyla sanki daha ziyade ağırlaşır, bulanırdı…

Aile, Ömer Seyfettin’in çocukluğunun bir bölümünü geçirdiği Gönen’den 1892 tarihinde ayrılmış ve bir zaman İnebolu ve Ayancık gibi Karadeniz’in farklı yerlerinde bulunmuştur. Buralardaki okul hayatının tamamen çığırından çıktığını gören Fatma Hanım, kocasının Ayancık’a tayinini fırsat bilerek Ömer Seyfettin’i alıp İstanbul’a gelmiştir. [7] Ömer Seyfettin, artık dedesinin Kocamustafapaşa’daki konağındadır.

İstanbul’a bu suretle yerleşen Küçük Ömer, Aksaray’da bulunan okulda, ‘Mekteb-i Osmanî’de ilköğrenimine başlar. [8] “Falaka” öyküsünde Ömer Seyfettin bu okulu ve öğretmenini şöyle anlatır: …Mektebin kapısına dar, taş bir merdivenle çıkılırdı.

İçeri girilince ta karşıya Hoca Efendi’nin rahlesi gelirdi. Rahlenin önünde müthiş, tuhaf bir tüfek gibi, siyah kayışlı, ağır falaka asılı dururdu. Hepimiz kırk çocuktuk… Hoca Efendi, aksakallı, uzun boylu, bağırtkan bir ihtiyardı.

Yaz, kış daima cübbesiz, aptes almaya hazırlanmış gibi kolları paçaları çıplak, sıvalı yerinde otururdu… Ömer Şevki Efendi, oğlunun subay olmasını istemektedir. Bunun için onu okuduğu Mekteb-i Osmanî’den alarak, 1893 yılında Eyüp Baytar Rüştiyesi’ne yazdırır. [9] Subay çocuğu olan Ömer Seyfettin, burada “sınıf-ı mahsusa”ya verilir. [10]

Onun “sınıf-ı mahsusa”dan arkadaşı olan Aka Gündüz bir konuşmasında Ömer Seyfettin’le ilgili anılarına yer verirken okul günlerini şu cümlelerle anlatır: Biz çocuktuk. Yunan Muharebesi oluyordu. Babalarımız askerlik vazifeleri sebebiyle ayrılmışlardır.

Babaları askerde olan çocuklar için İplikhane’de bir Sınıf-ı Mahsus açmışlar. Bizi de oraya koydular. [11] Burada dört yıl okuyan Ömer Seyfettin 1896 yılında okulu bitirip Edirne Askerî İdadisi’ne geçmiştir. [12] Edirne Askerî İdadisi’ni 1896 yılında tamamlayan Ömer Seyfettin [13] İdadî’de geçirdiği yıllar içinde edebiyata ilgisi artmış yazarlıktaki yeteneği de ortaya çıkmaya başlamıştır. [14]

Edebiyat-ı Cedide şairlerinin, özellikle Tevfik Fikret’in etkisinde manzumeler yazmış, dergilere göndermiştir. [15] Ömer Seyfettin’in yayınlanan ilk eserlerinden olan “Yad” şiirini de burada yazıp İstanbul’da çıkmakta olan “Mecmua-i Edebiyye”nin 14 Şubat 1900 tarihli 16. sayısında yayınlatmıştır. Ömer Seyfettin 1900’de İdadî’yi bitirerek İstanbul’da Mekteb-i Harbiye-i Şahâne’ye başlamıştır.

1903 yılında Makedonya’da çıkan karışıklık üzerine “Sınıf-ı müstacele” denilen bir uygulama ile 22 Ağustos 1903’te mezun olmuştur. [16] Ömer Seyfettin, 24 Ağustos 1903 tarihinde piyade asteğmeni rütbesiyle, merkezi Selanik’te bulunan Üçüncü Ordu’nun İzmir Redif Tümeni’ne bağlı Kuşadası Redif Taburu’na tayini çıkmıştır. [17]

('Francis Bacon; Okumak bir insanı doldurur; Konuşmak onu hazırlar; Yazmak ise olgunlaştırır.')

Bu kitabı herkes okumalı diyorsan kitap hakkındaki düşüncelerini yorum bölümüne yazabilir ve binlerce kişinin bu kitabı okumasına vesile olabilirsin! ; Kitabe.org

Bu Kitap Neden Okunmalı?

avatar