Murat Bardakçı – Osmanlı’da Seks

Yüzlerce yıl boyunca itinayla saklanan, elden ele gizlice dolaşan, kulaktan kulağa fısıldanan metinler, bu kitapla ilk kez gün ışığına çıkıyor… Kitaplıkların tozlu raflarında kalmış, elyazmalarının sararmış sayfalarında unutulmuş yazılar bunlar…

Osmanlı cinsellik metinleri… Öncelikle şunu belirtmemiz gerekli: Bu kitapta yeralan metinlerin hiçbiri bize ait değil. Bunları biz yazmadık, sadece bugüne kadar ele alınmayan cinsellikle ilgili Osmanlıca yazmaların bazı bölümlerini, bugünün diline çevirip naklettik. Yüzlerce yıl önce söylenmiş, yazılmış, çizilmiş konulardı bunlar…

Ve en önemlisi, hepsi “bizim” öykümüzdü. Ama günümüzde her nedense üzerlerinde pek durulmamış, incelenmemişlerdi.. O zamanlarda, bugünün “muzır” kavramı yoktu. “Uygunsuz” kadın ve erkekler yine işbaşındaydı ve hatta hem nüfusa göre oranları daha fazlaydı, hem de faaliyet sahaları daha genişti galiba.

Kolluk kuvvetleri “uygunsuzlar”ı o zaman da toplar, şehir dışına sürer mahallenin namusunun temizlenmesine çalışılırdı. Ama günümüzde sık yaşanan birşey. geçmişte pek bilinmezdi: Cinselliği yazan kaleme yasak yoktu…

Hoşgörü, topluma bugünden daha fazla egemendi. Siyaset uğruna nice başlar uçuran, din adına sıra sıra darağaçları dizen Osmanlı, gerçi iktidara karşı söz söyleyeni başkaldıranı bağışlamamıştı ama cinsellikten bahseden kaleme ses çıkartmamıştı. Bu serbestlik, “halk siyasetle uğraşmasın da ne yaparsa yapsın…” düşüncesinden mi kaynaklanıyordu, yoksa başka bir sebepten mi, bilmiyoruz… Ama görünen o ki, günümüzden çok daha fazla bir serbestlik vardı..

Örneğin cinsel sağlıkla güç arttırıcı ilâçlardan, aşk teknikleriyle fizyolojik bilgilerden bahseden “Bahnameler”… Hepsi, padişahından sıradan vatandaşına kadar, isteyenin elinin altındaydı… Veya bir Fazıl Bey… Türk Edebiyatında, onun kadar açık sözlü bir şair herhalde gelmemiş, hatta ondan sonra da çıkmamıştı… Yahut bir Türk Galip… İmparatorluğun bir paşasıydı.

Bir yandan vilâyetler yönetip Babıali’ye idari raporlar yazarken, bir yandan da Anadolu’nun Kezban’ının, Himmet’inin “çok özel” ilişkilerini anlatmış, cinsel folkloru konu alan dizeler döktürmüştü… Yüzyıllar öncesinden kalma metinler, okunduklarında cinsel tahrike sebep olmalarının aksine bir mizah duygusu uyandıracak, hatta bazı bölümleri kahkahalar yaratacak şekildedir.

Üstelik bunlar, Hintliler’in “KamaSutra”sı veya Araplar’ın “Kokulu Bahçe”si gibi, doğunun cinsellik klasikleriyle boy ölçüşebilecek zenginlikte bir cinsellik edebiyatına sahip olduğumuzu da kanıtlamaktadır. Okuyucuyu dedelerimizin, büyük dedelerimizin, hatta nesiller önceki atalarımızın okuyup zevk aldığı cinsel metinlerle başbaşa bırakmadan önce tekrar söyleyelim…

Kitapta yeralan metinler ve anlatılan olaylar, bazı çevrelere aykırı gelecek olsa bile yüzyıllar öncesinden günümüze kadar uzanan bir geleneğin halkalarıdır ve “bizim” öykümüzdür. Murat Bardakçı Teşvikiye, 1992 1. BÖLÜM “…YAZIN AVRATLARA, KIŞIN OĞLANLARA…” “…Yaz olunca avratlara, kışın oğlanlara meylet ki, vücutça sağlam olasın.

Zira oğlan teni sıcaktır, yazın iki sıcak bir araya gelirse vücudu bozar. Avrat teni ise soğuktur, kışın iki soğuk vücudu kurutur…”. * “…Kız Softa yani Ürgüplü İsmail Zalpaşa Medresesi’nde hemşehrisi Dağlı Hüseyin nam pelide (…) misafir olup, üçüncü gece o zalim dağlı herif hemşehri oğlancığa fiili livataya mübaşeret eyledikte (girişince) maslahatı begayet kebir (çok büyük) olmakla Molla İsmail kan-revan bihuş (….) oldukta (olunca), gaddar herif işini tamam görmüştür…”. * “…

Bil ki, avratların inzal alâmetleri (boşalma belirtileri) şunlardır ki, gözleri süzülür ve er yüzüne bakmaya utanır ve alnı terler ve göğsü titrer ve ere berk (sıkı) yapışır. Ve bil kim avrat ile erin inzali bir olursa, büyük lezzet bulurlar. Ve yine bil ki, avrat ile erin menileri birbirine karışacak olursa, aralarında muhabbet çok olur…”. * “…Erkek hatunun üstüne çıka ve uyluklarını kaldıra.

Tamam oynayıp memelerini sıka, sonra fercini sıkıp zekerini ovalayıp ikbal geldikte zekerini ferci içine idhal eyleye. Sonra, meni döke. Amma avrat üste çıksa, meni güç dökülür, safası az olur ve zeker içinde meni kalır ve içinde kurur ve mesaneyi fasid eder (bozar) ve mesanede emraz (hastalık) hasıl olur…”. * Bu ifadeler, günümüz yazarlarından birine ait olsa neler neler söylenirdi…

Şöyle bir tahmin etmeye çalışmak bile, insanı ürkütüyor… Ama neyse ki, yukarıdaki örnekler, günümüzden daha önce, hem de yüzlerce yıl önce yazılmış kitaplardan seçildi. Taaa Osmanlı döneminde, hatta Osmanlı’nın da ilk döneminde, 16. ve 17. yüzyıllarda kaleme alınmış eserlerden alındı.

“Muzır” veya “müstehcen” gibi kavramların olmadığı, cinsellik konusunda istenen her şeyin serbestçe yazıldığı bir dönemin örnekleri bunlar. Osmanlılar döneminde “edebiyat” denince akla gelen divan şiirinde, bunun ezgisel uzantısı olan ve günümüzde “Klasik Türk Musikisi” diye adlandırılan müzik türünde bestelenmiş söz eserlerinde, düzyazılarda, tarihî kaynaklarda, minyatürlerde, cinsellik öğelerine bol bol rastlanır.

Cinsellik, Türk edebiyatının sadece Osmanlı döneminde değil, hemen her devresinde ve her biçimde kullanılmış bir olgudur. Edebiyatın ilk örneklerinden olan tarihî destanlara, bilinen ilk Türk sözlüğü Divanı Lügatü’t- Türk’e, yine yüzyıllar öncesinin masallarından halk edebiyatının çeşitli formlanna kadar, zengin konular oluşturur.

Ancak iki konuyu birbiriyle karıştırmamak gerek: İçerisinde cinsel unsurların geçtiği metinlerle sadece cinselliği konu alan eserleri… Bizim için daha önemli olanı, bu ikincisi… İleride tam metinlerini vereceğimiz Bahnameler, dellaknameler, “evlileri irşad” kitapları… “Cima” ve “vuslat”… Cinsel metinlerde sürekli kullanılan iki kelime vardır: “Cima” ve “vuslat”.

İkisi de Arapçadır. İlki “cinsel birleşme”, öteki “kavuşma” anlamına gelir. _ Ama “vuslat” sözüyle ifade edilen kavuşma, başka türlü bir kavuşmadır. Arapça’nın en büyük sözlüklerinden biri olan Kamus-u Okyanus’ta, kelimenin karşılığı olarak “Muhibbin mahbubuna vasıl olması” deniyor.

Yani “sevenin sevdiğine ulaşması”. Kamus sonra, “…gerek afif ve ismet, gerek habis ve şenaat cihetiyle olsun…” diye yazıyor. Bugünün Türkçesiyle, “Seven sevdiğine iyi niyetle de gider, kötü niyetle de…”. “Vuslat,” edebiyatın her türünde çok sık kullanılmıştır. Hangi anlamda kullanıldığı, yazanın niyetinin ne olduğu, cümlenin siyakından kolayca anlaşılır.

Cimanın ise, “cinsel birleşme” dışında mecazî hiçbir anlamı yoktur… Osmanlı öncesi Türk edebiyatındaki cinsellik bahislerinde, cinsel ilişki tekniklerinin anlatımına pek rastlanmaz. Sözü edilen şey, genellikle olaylar veya sevgilinin güzelliği, zerafeti ve tahrik edişi, bazan da nasihatlerdir.

Destanlar döneminden başlayarak, 14. yüzyıl Anadolu Türkçesi örneği olan şiirlere kadar, bu böyle gider. Ancak ilk dönem Anadolu metinlerinde, artık İslamî öğretinin yorumlanmasıyla ortaya çıkan tasvirlerle de karşılaşılır.

Cennetteki huriler, meselâ Yazıcıoğlu’na göre, “göbekten yukarısı güzel oğlan, aşağısı el değmemiş kızdır. Işıkla karışmış bir haldedirler. Kaşları, kirpikleri, saçları vardır ama vücudlarında kıl yoktur. “Cimanın iyisi ve kötüsü…”

('Francis Bacon; Okumak bir insanı doldurur; Konuşmak onu hazırlar; Yazmak ise olgunlaştırır.')

Bu kitabı herkes okumalı diyorsan kitap hakkındaki düşüncelerini yorum bölümüne yazabilir ve binlerce kişinin bu kitabı okumasına vesile olabilirsin! ; Kitabe.org

Bu Kitap Neden Okunmalı?

avatar