İlber Ortaylı – Cumhuriyet’in İlk Yüzyılı

“Cumhuriyetimize Dair” söyleyeceklerimiz var. “Cumhuriyet muhabbetleri”nden oluşan elinizdeki bu kitap, klasik bir tarih çalışması değil, akademik eser ise hiç değil. Sadece bir dizi Cumhuriyet sohbeti… Ülkemize, devletimize, kendimize ve yakın tarihimizin son asrına bakış… İlber Hoca ile muhtelif zaman ve mekânlarda yıllar boyu bir araya gelişlerimizin her biri, tadına doyum olmaz tarih, kültür, edebiyat, şehir ve yaşam sohbetleriyle dopdoluydu.

Kitaplarıyla bize Osmanlı’yı sevdiren bilge tarihçimizden bu kez Cumhuriyetimizi, onun kurucusu büyük Atatürk’ü, devletimizin bugüne kadarki serüvenini dinleme şansına nail oldum. Bu, aynı zamanda ülkemizin zor bir coğrafya etrafında şekillenen ve dünya tarihiyle etkileşen en zorlu serüveninin hikâyesiydi. Ben merakla sordum, o da sabırla anlattı. Bazen İstanbul’da uzun bir akşam yemeğinde, bazen bir Urfa, Mardin gezisinde, kimi zaman hafta sonu buluşmalarında veya saray ziyaretlerinde “biz Türkleri” konuştuk…

Yakın tarih anlatılarındaki egemen boşlukların ve kesintilerin farkındaydım. Uzun sohbetlerimiz bu eksikliği gidermeye yönelikti. Söyleşiler gelişip derinleştikçe kendimi bu açıdan daha da şanslı hissetmeye başladım. Keza 2008 yılında yayınlanan Cumhuriyetimize Dair isimli kitabımın hareket noktasını da o boşlukları doldurma çabası oluşturuyordu. Kitap çok ilgi görmüştü. Biz sohbetlerimize hiç ara vermeden devam ediyorduk.

Zaman akıyordu, yeni bir kitap için kolları sıvadık. Kendisiyle derinlemesine bir Cumhuriyet incelemesi yaptık. Yetinmedik, geleceğe ışık tutarak, 2023’ü de konuştuk. Çalışmanın bu yönü, bir tarihçinin gelecek okuması bağlamında ilginçti ve inanıyorum ki İlber Hoca için de heyecan verici bir deneyim oldu. Çünkü biliyorduk ki, tarihsel süreçlere sadece devrini tamamlamış, kapalı ve ölü zamanlar olarak bakamazdık. Çabamız, geçmişle günümüz arasındaki iç içe geçmiş bağlantıları görebilmek adına kıymetliydi. Tarihe sadece entelektüel merak ve ilgiyi gidermek için değil, bugünü daha doğru bir bakışla kavramak için bakıyorduk.

Evet, nitekim öyleydi… Tarih aslında görkemli, yıkıcı, yakıcı veçheleriyle hemen yanı başımızda bizimle yaşamaya devam edendi. Ama ne idealize edilmiş bir Osmanlı tarihi anlatısı ne de idealize edilmiş Cumhuriyet okuması bu tarihsel boşlukları doldurabilirdi. Birbirinden yalıtılmış, birbirinden koparılmış ya da birbirini itham eden tarihsel redlerin yarattığı bilinç kaybı maalesef yabancılaşmamızı daha da ağırlaştırmaktan başka bir işe yaramıyordu.

Hâlbuki “Türk çağdaşlaşmasında” Osmanlı döneminin sahip olduğu otokratik ve mekanik mantığın Cumhuriyet tarafından da devam ettirilmesi bir tesadüf değildi. Osmanlı seçkinlerinden Cumhuriyet elitlerine geçen siyasal araçların kullanımındaki sosyal mühendislik benzerliği de… Kısacası, Cumhuriyet’i içtenlikle seven, ona gönülden bağlı, Atatürk’e derin minnet duyan kuşaklar olarak bu eksik ve kendi gerçekliğimize yetmeyen, zeminsiz bakışın dışına çıkmak zorundaydık. Tarih sürekliliktir, kopamaz.

Kesintiye uğramış gibi görünse bile akmaya devam eder. Tarihimiz bir bütün ve onu anlamak için kopuş-süreklilik ilişkisi içinde ona bakmak zorundayız. Biz onu görmesek, yokmuş gibi davransak bile o kendi mekanizmasını çalıştırır. Bu kitabı yapmamızın temel sebebi budur. Bizi her daim geçmişle diyaloga çağıran İlber Hoca, düşünce dünyamızın değerli entelektüelidir. Kültürümüzün bütün yelpazesine aşina bir tarihçi…

Dünyanın tarihsel koşullarıyla bizim geçmişimizin paralel okumasını eşzamanlı olarak yapar. Hem mukayeseli hem de senkronize değerlendirebilen bir zihin berraklığına sahiptir. Bunlar bizim ihtiyacımız olan geleceği kurma bilgi ve yönteminin anahtarıdır. Elbette Cumhuriyet de Osmanlı da bizimdir ve Türklerin tarihidir. Yıkılan imparatorluğun ardından Cumhuriyet’i kurarken tarihte ilk defa devletimizin adına ‘Türkiye’ dedik. O güne kadar Batılılar bizi öyle tanımlıyordu ama biz kendimize hiç ‘Türkiyeli’ dememiştik…

Ta ki Cumhuriyete kadar… Osmanlı Türklerin imparatorluğuydu ama bir yandan da pek çok kavmi ve milleti içinde barındırıyordu. Şüphesiz Cumhuriyet, 20. asrın çağdaşlaşma ve refah yaratma idealiyle kurulmuş, “ulus devlet” olarak Türk devlet geleneğinin devamıdır. Osmanlı’yı cihan imparatorluğuna taşıyan ve modern cumhuriyeti kuran öz aslında aynıdır.

Cumhuriyet’in İlk Yüzyılı’na yeni devletimizin yapı taşlarının döşendiği Osmanlı İmparatorluğu’nun modernleşme döneminden başladık. Bir yandan Atatürk ve silah arkadaşlarının yetiştiği II. Abdülhamid’in modernlik arayışı içinde geçen yıllarını, ama aynı zamanda istibdad günlerini ve buna karşı isyan edip hürriyet arayan genç Osmanlı subaylarını ele aldık. Millî Mücadele dönemini, özgürlük havasının egemen olduğu Cumhuriyet’in ilk iki yılını ve tek partili zorlu zamanları, ardından gelen çok partili siyasal yaşamın başladığı 1946-1950’li yılları…

1913 Babıali Baskını’yla başlayan darbeler tarihini… Yeni devletin ilk gününden itibaren çözmeye çalıştığı kadim problemleri; Kürt Sorunu’nu, “irtica” meselesini ve eğitim konusunu…

('Francis Bacon; Okumak bir insanı doldurur; Konuşmak onu hazırlar; Yazmak ise olgunlaştırır.')

Bu kitabı herkes okumalı diyorsan kitap hakkındaki düşüncelerini yorum bölümüne yazabilir ve binlerce kişinin bu kitabı okumasına vesile olabilirsin! ; Kitabe.org

Bu Kitap Neden Okunmalı?

avatar