İhsan Latif – Bir Serencam-ı Harp

22 Aralık 1330 (2 Ocak 1915) öğleden sonra saat dört (16.00) civarında idi. Oniki gün devam eden “Sarıkamış Meydan Muharebesinde harp tarihinin uğursuz bir darbesi olarak ekserisi yaralı ve hasta üçyüz kadar askerimle Moskof’ların eline esir bırakılmak bedbahtlığına uğradım. Savaşın başında ve 34. “Muş”Tümeni Komutanı iken Tümenimle beraber katıldığım “Köprüköy”,”Humegi Tepeleri”,”Hopik”,”Azap” ve “Ardos” Meydan Muharebeleri gibi, herbiri üç gün devam eden taarruz ve hücumlarda, Tümenim kendisine düşen kutsal görevleri pek güzel yapmış ve yüzyıllardır düşmanımız olan Moskofları püskürterek berbat ve perişan etmiş ve pek çok esir ve düşmana ait silah ve malzemeyi ele geçirmeye muvaffak olmuştu.

Savaşın cehennemi andıran ateş ve şarapnelleri altında her an ve her saniye mevcut olan ölüm tehlikesini pek tabii olan bir hal olarak kabullenmiştim. Fakat hiç bir zaman, hatır ve hayalime gelmeyen esaret, bir belâ yıldırımı gibi beynimi, kişiliğimi ve varlığımı altüst etti. Sözünü ettiğim kara günün akşamı beni “Sarıkamış” ta Moskof (Rus) ordugâhına götürdüler. Burada, yukarıda isimlerinden bahsettiğim savaşlarda tümenlerini mağlup etmiş olduğum Birinci Rus Kaϐkas Kolordusu Komutanının yanına iletildim.

Esir edildiğim anda uğradığım acı darbenin etkisi, düşünebilme gücümü alt üst etmişti. Bu manevi üzüntülere bir de fasılasız ondört günlük savaşın verdiği ağır yorgunluk beni âdeta dolaşan bir ölü haline koymuş bulunuyordu. Sıfırın altında 30-35 derecelik soğuktan iki ayağımın da parmakları donmuştu. Müzmin bronşit esasen zayıf olan göğsümü ve nefesimi tıkayarak beni sakat bir insan haline getirmişti. İşte bu maddı̂ve manevı̂acıların etkisiyle perişan bir durumda Rus komutanının yanında bir müddet kaldıktan sonra, Ruslar beni ve arkadaşlarımı “Sarıkamış” kışlalarından birisinin karanlık ve pislik içindeki bir odasına tıktılar.

Başımıza da dört-beş süngülü Moskof erini diktiler. Askeri okullardaki öğrenim zamanlarımda ve yirmi iki yıl süren askerlik hayatımda bir saniye bile uyarma ve azarlama görmeyen benliğim, esir olmanın darbelerine ansızın uğramaktan cidden büyük bir ezikliğe uğramıştı. Acı ve merhametsiz horlanmalar altında ezilmiş olan düşünebilme yeteneğim, esir olduğum gün ile bunu takip eden günü hatırlayabilmekte ve ayrıntılarını anlatmakta âdeta tamamen güçsüz bir duruma düştüğümden, o günler bende çok ağır bir hastanın ateşli günleri gibi çok acı ve dayanılmaz bir hatıra ile ruhumda dayanılması çok güç bir iz bırakmış bulunmaktadır.

22 / 23 Aralık 1330 (3/4 Ocak 1915) gecesini bu sefalet zindanında geçirdikten sonra, ertesi sabah beni ve üç arkadaşımı bir otomobile koydular. Başımıza da eli tüfekli Kazak teğmenini diktiler. Otomobille üç dört saat gittik. “Novi Selim” denilen bir köye geldik. Arabamız yapabilmesi gereken süratini yapamıyordu. Çünkü izlediğimiz şose ucu bucağı görülmeyen araba veya yaya Rus asker kaϐileleriyle tamamen örtülmüş bir halde idi. Bu kaϐilelerdeki askerler, “Sarıkamış Savaşları”nda yaralanmış veya hastalanmış insanlardı.

Tahminime göre yedi-sekiz bin kişiden aşağı değillerdi. “Novi Selim” köyünde tren istasyonunun Moskof erleri tarafından kirletilmiş ufak bir odasına götürüldüm. Bir bütün gece, bu seϐil yerde ayakla bekledim. Bu bekleme esnasında Rusların sayısız askeri birliklerine mensup birtakım subayları ve “Mujik” (Rus Köylüsü) zaman zaman gelip beni ve aynı felakete düşerek orada bulunan arkadaşlarımı dikkatle süzüyorlar ve hakkımızda bir çok kötü sözler söylüyorlardı.

Bütün bunlara karşı susarak, üzüntüile bakmaktan başka bir şey yapamıyorduk. Sabaha yakın, muhafızımız Kazak, hakaret eder gibi “Haydi gideceğiz” diyerek bizi birer cani imişiz gibi horlayarak demiryoluna doğru yönelterek trenin dördüncü mevki, tahta kerevetli vagonuna bindirdi. Odžlümün, esirlikten iyi olduğunu bilirdim. Yalnız askerı̂ kanun ve nizamları okuyarak öğrendiklerim ve çeşitli harplerde esir düşenlerden işittiğime göre askerı̂onurun, her uygar orduda muhafaza edildiğini düşünürdüm.

Bu durumun Rus’larda tamamen tersine uygulandığını, şimdi acı bir tecrübe ile görmeğe başladım. Muhafızımız olan Kazak, bizlere bir cani muamelesi yapıyor ve haşin sözlerle ve bazen de omuzumuzdan itip kakmak suretiyle kasdi olarak hırpalıyordu. Bindiğimiz tren hareket etli, bütün gün yolculuktan sonra, akşam karanlığında “Kars” istasyonuna geldik. İstasyonun bir odasına hapsedildik ve başımıza altıyedi silahlı Kazak dikildi. Udžç günlük açlık tesirini göstermeye başlamıştı.

Ceplerimizde nasılsa kalmış cüzi bir para ile istasyonda bulunan ve yanımıza gelen bir Moskof subayına rica ederek biraz ekmek ve biraz peynir aldırarak açlığımızı gidermeye çalıştık. İstasyonda askeri yollama işlerinden sorumlu olduğunu sonradan anladığımız bir Moskof genarali, azametli bir tavırla bize yaklaştı, “Türklerden intikam almak zamanının geldiğini ve bunun için de İslâm ve Türk adı altındaki her şahsa her tür muamelenin uygulanmasından büyük bir haz duyduğunu, ezcümle esaret felaketine uğrayan askerlerimin elbiseleri alınıp, çırılçıplak ölümün’ pençesine mahkûm bıraktıklarını” anlatmaya başladı.

('Francis Bacon; Okumak bir insanı doldurur; Konuşmak onu hazırlar; Yazmak ise olgunlaştırır.')

Bu kitabı herkes okumalı diyorsan kitap hakkındaki düşüncelerini yorum bölümüne yazabilir ve binlerce kişinin bu kitabı okumasına vesile olabilirsin! ; Kitabe.org

Bu Kitap Neden Okunmalı?

avatar