Ernest Mandel – Marksizme Giriş

Marksizme bu giriş son on beş yılda çeşitli zamanlarda, genç militanlara verilen kurslardan edinilen tecrübelerin ürünüdür. Bizim tespit ettiğimiz biçimiyle, ülkeden ülkeye ve ortamdan ortama değişebilen pedagojik ihtiyaçların bir işlevidir. Dolayısıyla hiç de “model” olma iddiasında değildir.

Bu giriş tarihsel maddecilik teorisinin, Marksist iktisat teorisinin, işçi hareketi tarihinin, çağımız işçi hareketinin stratejik ve taktik sorunlarına ilişkinse de, ilk bakışta şaşırtıcı gelen bir “yenilik” getirmektedir:

Materyalist diyalektik üzerine olan bölüm, kitabın başında değil sonunda bulunmaktadır. Elbette ki “metot açısından bir revizyon” değil, deneysel bir gözlemden çıkarılan bir derstir söz konusu olan: Marksizme giriş olarak hazırlanacak, diyalektik üzerine bir sunuş, militanlar için başlangıç kursundan çok kadroların oluşumu için verilen bir kursa uygun düşmektedir.

Teori kendilerine en somut şekilde verilirse militanlar onu daha iyi özümleyebilmektedirler. O halde anında doğrulanabilecek şeylerden –toplumsal eşitsizlik, sınıf mücadelesi, kapitalist sömürü– başlayıp toplumsal hareket ve toplumun bağrını deşen çelişkiler açıklığa kavuşturulduktan sonra hareketin ve çelişkinin evrensel mantığı olan diyalektiğin daha soyut ve daha temel kavramlarına varmak tercih edilecek bir yöntemdir.

Bu sadece bireysel pedagojik bir deneye dayanan bir niyetten ibarettir. Başka deneylerin farklı sonuçlara varabileceğini söylemeye bile gerek yoktur. Ama yine de, eğer, geleneksel sunuş metodunun tabandaki militanların Marksizmin özünü daha iyi özümlemelerine imkan verdiği deneylere dayanarak kanıtlanırsa, daha geleneksel bir giriş yapısına dönmeye hazırız. Bununla birlikte şimdilik bunun böyle olduğundan kuşku duymaktayız.

Belçika’da toplumsal iktidarın ve zenginliğin bir piramidi vardır. Bu piramidin tabanında yıllar boyunca kazanıp harcadıklarından başka hiçbir şeye sahip olamayanlar, yani “yurttaşlarımızın üçte biri yer almaktadırlar; bunlar ne tasarrufta bulunabilirler ne de mal-mülk sahibi olabilirler.

Bu piramidin tepesinde özel ellerde birikmiş milli servetin yarısına sahip olan ve yurttaşlarımızın yüzde dördünü oluşturanlar bulunmaktadır. Belçikalıların yüzde birinden azını oluşturan bir azınlık ülkenin taşınabilir servetinin yarıdan fazlasına sahiptir.

Bunların arasından iki yüz aile milli ekonomik hayatın bütününe hakim olan büyük holding şirketleri kontrolleri altında tutmaktadır. İstatistik ve İktisadi İncelemeler Ulusal Enstitüsü (INSEE) tarafından geçenlerde yayınlanan bir inceleme, Fransa’da, konutların ve tasarruf sandıklarındaki mevduatların da “servet” kategorisine dahil edilmesi –ki bu uygunsuzdur– durumunda dahi, 1975’de insanların yüzde ellisinin ulusal servetin sadece yüzde beşine sahip olduğunu, oysa ki bu servetin yarısının insanların yüzde onundan azının elinde olduğunu göstermektedir.

Yüzde bir oranındaki en zengin hane-halklarının serveti 1945 ila 1975 arasında mütevazı gelirli hane halklarına göre iki kat daha hızlı artmıştı. ABD’nde bir senato komisyonunun tahminine göre Amerikan ailelerinin %1’i anonim şirketlerin hisselerinin yüzde seksenine sahip bulunmaktadır ve ailelerin binde ikisi bu hisselerin üçte ikisinden fazlasına sahiptir.

İsviçre’de nüfusun yüzde ikisi özel ellerde birikmiş servetin yüzde 67’sinden fazlasına sahiptir. Bütün Amerikan sanayisi ve maliyesi (bazı istisnalar hariç) “anonim şirket” temeli üzerinde örgütlendiğine göre, amerikan yurttaşlarının yüzde 99’unun nüfusun binde Tinden daha düşük bir iktisadi güce sahip oldukları söylenebilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir