Eda Bildek – 1453 Fetih

Ben uydurmadım bu yazdıklarımı, sadece on beşinci yüzyılında yaşayan bir efsaneye dokundum… Ben değil O, dokundu aslında bana! Beni cezp etti… Puslu ve efsunlu bakışların ışığında gözlerimin içine dikti, şehla bakışlarını… “Aşk mı diliyorsun?” dedi! “Şartsız ve kayıtsız aşkı mı anlatmak istiyorsun?” “Öyleyse AŞKIN PEYGAMBERİ’nin ardından bana da dokunmalı kalemin” diye haykırdı…

Usulca yaklaştım ona, bir zaman tüneline girdim ve on beşinci yüzyılın sokaklarında gezinmeye başladı hücrelerim… İlk karşılaştığımızda Üsküdar’ın gök kubbesinde bulutların üzerinde bir suretti varlığı… Bana gülümserken, şahlanan atının beyaz tüylerinde yazıyordu, fethin rüyası… Belli ki rüyayla bütünleştirmemi istiyordu kendisini, bu yüzden bir rüya ile yakalamıştı beni… Uyandığımda ter içindeydim…

O ki bir hükümdardı ve beni çağırmıştı… Ah, hünkârım yüzyıllar öncesindeki ruhuna dokunmam için mi geldin? O’nu, yazmamam mümkün değildi artık… O ki fethin aşk muhafızıydı, ben ki aşkı yazma aşkında olan bir kalem… Onu yazmazsam, aşk tanımım yarım kalacaktı… Yazmazsam nefesim tutulacaktı…

Önce titrekçe dokundum varlığına… 29 Mart gecesinde teşrif etti, Murat Han’ın saltanatına… Yağmurlu bir geceydi. Mübarek bir kandil gecesinin rahmetinde doğan varlığına bir müjde gibi dokundu, kuyruklu bir yıldız… Tam onun doğduğu anda Konstantinopolis’in üzerinden süzüldü… Bu bir işaret miydi sultanım? Büyüdükçe rüyası da onunla birlikte şekil alacaktı… Aşk için kavrayacaktı kılıcını…

Aşkı olmayanın fethi olmaz diyecekti… Sonra hayatının her bir sayfasında imkânsızı denemenin, zafere gidecek yolda kaçınılmaz olduğunu aşılayacaktı… İmkânsızın sınırlarında aldığı kararlara baktıkça, içimdeki aşk için imkânsıza dokunma duygusuna kapılacaktım… Bir rüyanız mı var sizin? Hani başınızı döndüren bir büyüyle sizi uyandıran bir rüya?

Sakın, rüyalar ile amel olmaz demeyin! Tarihin gizemli isimlerinden biri olan Fatih’in aşkı, rüyalarla anlam kazanıyordu… Muhasaranın en çetin noktasında Akşemseddin Hazretleri’nin rüyası yetişiyor çaresizliklere, Mehmet Han’ın hayatına dokundukça anlayacaksınız… Üstelik bu kitap da bir rüyadan doğdu… Rüya’yı gören yazıcı, Fatihe müptela oldu… Bir rüya sonrası yazılmaya başladı bu eser… Rüyalarınıza sıkıca tutunun diye…

Paylaş | Herkes Okusun!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir