İsmet Özel – Tahrir Vazifeleri 1

ÖNCE SANA şunu haber vereyim: Birlikte bulunduğumuz süre boyunca sanma ki ben yazmak ve anlatmakla uğraşacak, seni de okumak ve anlamaya çalışmakla uğraştıracağım. Görünüşte elbette ben kelimeleri kâğıt üzerine diziyorum, yine görünüşte sen bu işaretlerden kendince anlamlar çıkarıyor, bu anlamları kendi yapındaki yerlerine yerleştiriyorsun. Ama her ikimizin de hangi ihtiyacı karşılamak üzere böyle davrandığını düşünecek olursak seni ve beni bulunduğumuz yere iliştiren ortak bir bağ olduğunu fark ederiz.

Ben ne için yazıyorsam sen de onun için okuyorsun. İşte tam bu noktada bir yanlış anlamaya engel olmak gerek. Sen ve ben birbirimize muhtaç değiliz. Bizler yalnızca muhtaç yaratıklarız o kadar. Bu yüzden aramızdaki ortak bağ yani ihtiyaç içindeki yaratıklar olma bağı birbirimizi hesaba katmamızı gerektiriyor.

Yine bu yüzden yazma ve okuma etkinliğine girişmekle yazar ve okur konumlarımızın kolayca birinin diğeri yerine geçmesini sağlayacak bir yolu açmış oluyoruz. Çünkü eğer ben senin senliğini gözeterek yazıyorsam, sen de benim benliğimi gözeterek okuyorsun. Giderek sen bendeki seni yazdığın kadar ben sendeki beni okuyorum. İki koldan başlatılmış aynı arayışın ortasındayız.

Senle ben arasında geçen bir macera bu. İki insan arasında olabilen bir şey, yalnızca iki insanın başına gelebilen bir şey. Başka yazma ve okumalar sırasında aynı şey olmaz. Başka okuma ve yazmalar sorular içinde kalarak sorulardan sorulara ilerlemek için değildir. Öyle okuyup yazanlar hayret ve hayranlıklarını coşturmak için değil, sönümlendirmek için etkinlikte bulunurlar. Sözün gelişi bir tüzük yazmak veya okumak gerektiğinde varlığımı insan olarak değil, aygıt olarak ele almak zorundayım. Demek ki seni ve beni özel olarak hesaba katmayan, bizim maceramız dışında kalan yazma ve okumaları oldukları yerde, dışarda bırakıyoruz.

Biz ikimiz içeri girelim. Çoğukimse dışardadır, dışarlıklıdır. Dışta kalanı, dışarda olanı, dışarlıklı yaşayanı önemsiz, değersiz ve gereksiz sayamayız. Dış olmazsa iç olmaz. Dışın gereği vardır, çünkü ancak böylelikle iç korunabilir. Tehlike bütün olan bitenin dıştakinden ibaret olduğunu kabuldedir. Çoğukimse bu tehlikeden habersiz yaşadığı için dünyada rahatlık bulmakla gönlünü hoşnut eder. Çoğukimse beğenmese bile dünyanın katılığını uygun ve yerliyerinde sayar, öyle saydığından dolayı da dünya karşısında gerektiğini düşündüğü katılığı gösterir. Sen ve ben çoğukimse değiliz. Demek ki çoğukimsenin durumu bize uymaz.

Dünyada rahatlık aramıyoruz, dünyanın katılığını olağan karşılamıyoruz ve bu katılığa katılıkla cevap vermek gerektiğini düşünmüyoruz. O halde dünyada rahatlık aramıyoruz diye eziyeti onayladığımız söylenebilir mi? Dünyanın katılığına katılıkla cevap veremeyeceğimize göre yumuşaklık gösterip ezilmeyi mi kabullendik? Yenilmeyi göze mi aldık? İşte diyalektik tuzağı. Sen ve ben bu tuzağa yakalanmadığımız kadar insanız. Çoğukimse bu tuzağa düştüğü için insanlığından uzaklaşıyor. Diyalektik düşünce birbirine zıt iki tarafı gösteriyor.

Katılık ve yumuşaklık gibi. Oysa insan olmak iki zıt taraftan birine ait kalmakla mümkün değil. İnsan demek ünsiyet sahibi olabilen, ünsiyet kurabilen demek. Tıpkı seninle benim kurduğum ünsiyet gibi, bir çok ünsiyetin ürünüdür insan. İnsan yerle gök arasındadır, ne tam olarak yere, ne tam olarak göğe aittir.

İnsan akılla şehvet arasındadır, bu ikisinden birinin alanında kalanı artık insan diye adlandıramayız. İnsan olarak senin ve benim dünyayla ilişkimiz yaptığımız şeyle, yapacağımız işle kayıtlıdır. Ne yapıyoruz ve ne yapacağız? Dünyanın katılığını olağan karşılamadığımıza ve bu katılık karşısında katılaşmayı insanlıktan uzaklaşmak saydığımıza göre “eylemimiz” neye dönük? Eylemimiz aldığımız haberin gereğini yerine getirmeye dönük.

Ben sana en azından bunu haber veriyorum. Benim sadık bir haberci olup olmadığım senin sadıklardan biri olup olmadığınla sıkı sıkıya bağıntılı. Ay göründü! dediğim zaman bir tepeye tırmanıp aya bakmaya mı koşacaksın, yoksa bayram mı edeceksin?

Çoğukimse içinde yer almak insan olmaya özgü duyarlıkların budandığı bir alanda yer almak demeye gelir. Ama insan olmaya özgü duyarlıkları yüklenerek yaşamak da alabildiğince gözüpek bir yol arkadaşlığına atılmak demektir. Böyle bir yol arkadaşlığına atılabilmek için benim çıkmazımdan kurtulabilmem gerek. Benim çıkmazım şurada:

('Francis Bacon; Okumak bir insanı doldurur; Konuşmak onu hazırlar; Yazmak ise olgunlaştırır.')

Bu kitabı herkes okumalı diyorsan kitap hakkındaki düşüncelerini yorum bölümüne yazabilir ve binlerce kişinin bu kitabı okumasına vesile olabilirsin! ; Kitabe.org

Bu Kitap Neden Okunmalı?

avatar