Kalman Mikszat – Konuşan Kaftan

Kimi kentlerin halkı: “Türkler bizde yüz, iki yüz yıl oturdu, çok çile çektik!” diye sızlanır; delidir bunlar. Beri yanda, söz gelimi Kecskemet gibi kentler de vardır, buralarda ne Türk oturmuştur, ne Labancz, ne de Kurucz. (3) Öyleyken asıl çile çekenler bunlardır, çünkü savaşçı taraflardan birinin eğleştiği bir yerde yalnızca onun sözü geçer, haracı o keser, ötekiler de onların semtine bile uğramazdı.

Ama hiçbirinin eğleşmediği yerler böyle değildi; oralara bunların üçü de uğrar, istediği gibi çimlenirdi. Bir gün Budin (4) Paşası’nın canı biraz erzak ya da para ister: “Haydi oğlum, Derviş Bey, Kecskemet Belediye Başkanı’na bir mektup yaz der, tumturaklı deyişinden: “Başınızla oynuyorsunuz” sözü eksik olmayan mektup hemen yola çıkardı.

Czegled, Körös ve Kecskemet ile dolaylarındaki köyleri haraca kesen Muszta Bey de başka türlü yapmıyordu. Tanrının haftası: “İşbu buyruğumuz atlılarla her köye, her kasabaya, dört bir yana ulaştırıla, başka türlü yapılmaya” diye saldığı haberlerle haraçlar keserdi.

Varlıklı kasabalara, Szecseny’den imparatorcular adına buyruklar salan yiğit İmre Kochary beyimiz de imrenirdi; hatta Gacs Kaymakamı hamiyetli Bay Janos Darvas bile, Kuruczlara bir şey gerektiği vakit onlara haber yollamaktan çekinmezdi. Kuruczlara ise ne zaman bir şey gerekmezdi ki? Bunlar yetmiyormuş gibi kah şurada, kah burada görünen Tatar birlikleri, Kalga Sultanı’nın adamları, sonra kendi keselerine iş gören çeşitli çeteler de eksik değildi.

Gelin de siz bunların hepsiyle birden dostça geçinin. Kecskemet’te daha o zamanlar ünlü panayırlar kurulurdu. Türk, Nemçe, Macar tüccarları yarı ülkeyi dolaşır, gözün beğendiği, ağzın hoşlandığı ne varsa buraya taşır getirirlerdi.

Ama bu panayırların sonu -hele sergiciler için- her zaman tatsız olurdu, çünkü tam alışverişin kızıştığı zamanda kumlu yolda bir bulut belirir, ya bir Kurucz, ya bir Türk ya da bir Labancz çetesi şimşek gibi iner, en değerli eşyayı yüklendiği gibi tozu dumana katarak gözden kaybolurdu. Bu işlerin ceremesini de her zaman zavallı kent çekerdi.

Bir kez çadırları yağma eden Türkse, o zaman Labancz gelir: “Ödeyin bakalım bizim tüccarların zararını, yoksa taş taş üstünde kalmaz” diye kente koca bir hesap pusulası dayardı. Yok, yağmacı Labancz ise, Kecskemetliler için o da aynı şeydi, çünkü o vakit de Kuruczlarla Türkler gelir, kendi tüccarları için ödence isterlerdi ve bu da hemen her defasında bin altını bulurdu. Bu durumlara çok canı sıkılan Kecskemet Belediye Başkanı Bay Janos Szücs boş yere içini çekiyor ve elindeki değneği yere vurarak: –

Nereden bulayım, yiğit ağalar, nereden? diyordu. Şu bastığımız yer Körmöcz altın madeni değil ki! Burası kum işte, ta cehenneme kadar basbayağı kum. Bu gidişin sonu gelmeyeceğini anlayınca kentin aksakallıları toplanıp görüştüler, sonra kalkıp palatinusa (5) gittiler.

Bay Pal Fekete’nin anlatışına göre bir dilekleri olduğu kendisine söylendiği vakit palatinusun keyfi kaçmış ve: – Yalnız büyük bir şey istemeyin ha, çünkü vermem! demiş. – Bizim istediğimiz pek küçüktür, devletlim, çünkü biz elimizdekini bile kendimize çok görüyoruz.

Palatinus gülümseyerek: – Alâ, âlâ, neymiş bakalım istediğiniz? der. – Devletlimden bizim panayırları kaldırmasını istiyoruz. Palatinus düşünceye dalar, öksürür. – Hm! Panayırlarınızı kaldırmak iyi ama, bundan kaldırana bir yarar olmazsa kaç para eder! Neyse, çok geçmeden I. Leopold’tan bundan böyle Kecskemet’te panayır kurulmaması için buyruk gelir…

Türklerle Kuruczlar: – Bu alçaklar bizi aldığımız baçlardan edecekler, diye bu işe pek kızmışlardı. Ama onların da kendilerine göre bir düşündükleri vardı zahir; nitekim paskalyadan önce gelen karapazar günü ünlü Kurucz Çete Başı İstvan Csuda Kecskemet’e bir baskın verdi ve erlerini: – Çocuklar, bir şeye ilişmeyeceksiniz, yalnızca piri tutup götüreceğiz, çünkü ona kurtarmalık verirler! buyruğuyla doğruca Franciscanusların manastırına saldırttı.

Kuruczlar şişman pir Bruno Baba’yı yakaladıkları gibi manastır bahçesinde su fıçısı çeken emektar katırın sırtına attılar ve çevreye ilençler yağdırarak debelenen kutsal ihtiyarı Buri’nin sırtından (katırın adı Buri idi) yuvarlanmasın diye iplerle, kayışlarla sımsıkı bağladılar. Tahminlerinde yanılmamışlardı. Kecskemet’in Hıristiyan toplumu arasında büyük bir yaygara koptu.

Dul bayan Pal Fabian, kambur Julianna Galgoczi ve kart yüzlü Klara Bulki ellerinde birer kilise kumbarasıyla Papaz Litkei’nin peşinde ev ev dolaşarak kurtarmalık toplamaya çıktılar. Vardıkları kapıda: – Zavallı Bruno Baba’yı düşman elinden kurtaralım. Kutsal yortu için pek de güzel bir vaaz ezberlemişti, içinde bırakmayalım, yolunda sözler ediyorlardı.

Yüz altın toplandı ve kadınların gözdeleri olan meclis üyesi Bay Gabor Porosznoki ile denetçi Bay Janos Babos, bir de araba ustası Gergely Doma altınlarla yola çıktılar. Sıkıntılar ve serüvenlerle dolu bir yolculuktan sonra, İstvan Csuda’yı buldular. Kurucz Başkanı onlara ters ters sordu: – Kecskemetliler sizlersiniz, değil mi? E, söyleyin bakalım, ne istiyorsunuz?

Sofi Babos ufacık, kurşuni gözlerini göğe dikerek: – Onu almaya geldik! dedi. Şeytan gibi kurnaz ve alaycı İstvan Csuda: – Kimi almaya geldiniz? Katırı mı, yoksa piri mi? diye onlara takıldı. Porosznoki şu düşünceyi ileri sürdü: – Uyuşabilirsek ikisini de. – Papazın pek değeri yok, ama katırın yararını görüyoruz, bizim alayın davulunu taşıyor.

Çete başının lakırdısı Kecskemetlilerin hoşuna gitmişti, papazın değeri yoksa, ucuz kurtarırız diye düşünerek sevinçle başlarını salladılar. – E, papaz efendi için borcumuz nedir? – Üç altın verin, götürün. Bizimkiler: “Ucuz be, Allah için ucuz” der gibi sırıtarak bakıştılar. Porosznoki kıvrık yakalı mavi kepeneğinin bir yanını arkaya atarak elini mintan cebine saldı. – Al bakalım, Başkan efendi, işte üç altın. Fakat Kurucz Başkanı üyenin elini usulca itti.

– Papazı katır getirdi, şimdi de papaz katırı götürsün. Hak bu. Katırsız pazarlık yok. Meclis üyesi ona: – Öyle olsun, diye yanıt verdi. Katır için kurtarmalık ne vereceğiz? Csuda sözcükleri bastıra bastıra: – Onun değeri yüz doksan yedi altın, dedi.

Kentlilerin damarlarındaki kan buz kesildi; tıknaz Babos yerinde irkilerek şaka mı söylüyor diye çete başına bakıyordu, oysa onun güneşten yağızlaşmış suratı dehşetli ciddiydi. (Suratına köpek tükürsün!) Daha demin nasıl gülümsüyordu; neyse, Kecskemetliler yine aşağıdan aldılar. –

Bir katır için bu kadar para istemeye yüreğin nasıl razı oluyor, ağam; dört Arap atının değeri bu! – Piri ayrıca ver götürelim, ne olur? Babos ekledi: – Olmazsa katır için bir daha geliriz!

Bu kitabı herkes okumalı diyorsan kitap hakkındaki düşüncelerini yorum bölümüne yazabilir ve binlerce kişinin bu kitabı okumasına vesile olabilirsin! ; Kitabe.org

Bu Kitap Neden Okunmalı?

avatar