Okumak Aklın İlacıdır!

Halikarnas Balıkçısı – Turgut Reis

Menteşe (şimdi Muğla) iline bağlı Sıralovaz Yarımadasının Karabağ köyü uçurumlar üzerinde konmuş bir kartal yuvası gibi idi. O köyde çobanlık eden Veli’nin karısı –boylu poslu bir Türkmen kızıydı–, kirmanla yün eğirirken, çocuğu doğuracağını anladı.

Kocası orada değildi. Son günlerde davarlara parslar dadanmışƨ. Sabahleyin erkenden kamasını ve kepeneğini alarak ve köpeğini de yanına katarak: “Deniz kıyısında Cinibiz gâvurlarından aman yok. Dağ başında da kaplanlar göz açƨrmaz. Ne hal olacağız böyle?” diye söylene söylene çıkıp gitmişƟ. Kadın “Çoğalacağım!” diye kirmanını ve yününü aceleyle kuşağına sokuşturdu ve pınarın başına koştu.

Orada çocuğu doğurdu, yıkadı ve sarıp sarmalayarak sırtına bağladı. Bir katlı pencere vazifesi gören, mazgallı evine dönerek, kapının önüne dikildi ve gene yün eğirmeye koyuldu. Çocuğu erkekƟ. Büyüyünce çobanlıkta babasına yardımı dokunur, diye seviniyor ve bir türkü mırıldanıyordu.

Akşamleyin güneş karşıki Kalimnos Adasının arkasında batarken çoban Veli, sırƨna vurmuş olduğu bir pars derisiyle evine yanaşıyordu. Karısının karnını inmiş, buna karşılık sırƨnda ise koca bir kambur peyda olmuş olduğunu uzaktan farkeƫ. “Kız mı, erkek mi?” diye bağırdı. Kadın, “erkek” deyince yüzü güldü. Pars derisini evinin önüne atarak, “şunu tuzla” dedi ve yukarıki mahallede Hüsameƫn’i görmeye gitti. Hüsameƫn yetmişini aşmış bir, deniz gazisi idi, altmış yıl önce korsanlara karışmışƨ.

Çünkü leventliğe kabul edilmemişƟ. Leventler, yarı resmi bahriyelilere ayrılmış olan Gelibolu, Eğriboz, Lepanto, Midilli, Kocaeli ve Mezestre (Morada) sancakları halkından idiler. Onların sancak beyleri tarafından toplanırlardı. Karada sipahiler neyseler denizde leventler de o idiler. Venedikliler onlara “Doğudan” anlamına gelen “di levente” derlerdi.

Bunlar asıl resmi (miri, yani beylik) bahriyeye mensup olan İstanbul’daki azeplere kıyas, yarı beylik denizci sayılırlardı. Hüsameƫn, binlerce yıllardanberi denizci yeƟşƟrmiş olan Ege’nin güney kıyılısıydı. Ne var ki, leventlerin toplandıkları sancakların halkından olmadığı için levent olamamıştı.

Delikanlı iken Gümüşlük’ten babasının bir arkadaşının kayığını alarak ineklere ot biçmek üzere karşıdaki Krimid Adasına gitmişƟ. Akşamleyin sert bir kıyı rüzgârı esƟği için Gümüşlük’e dönüşü ertesi güne bırakmışƨ.

O gece o insansız korsan adasının alƨn kemerlerinin üzerinde bir Türk korsan perkendesinin (briganƟnin) denizcileri ateş yakarak, etraķnda halkalanmışlar, sert sesleriyle bir denizci türküsü tutturmuşlardı: “Koyu mavi denizlerin şen suları üzerinde, ruhlarımız hür, düşlerimiz sonsuzdur.

Ey memlekeƟne dönen kara yolcusu, yurdumuz neresi, diye sorarsan: Dalgaların köpükleridir. Biz o denizcileriz ki ufuktan uŅa har vurur harman savurur gideriz. Bil ki ey yolcu yorgunluktan dinlenmeye, dinlenmeden yorgunluğa her değişiklik sevinçƟr bize.

Uykusu dindirmez, eğlencesi eğlendirmez, rahat içinde yüzmeye can atar, fakat inip kabaran köpükler üzerinde ruhu çöker. Karalar kölelerinden değil, fakat sert çarpan nabızların çıldırıcı mutluluğunda, engin sularda zafer nidaları salarak rakseder, iz tutmaz yolların serâzâd çocuklarıyız biz!




Bu Kitabı Tavsiye Eder msiniz?

E-Kitap indir & Kitabe © 2018