John Cleland – Bir Kadının Zevk Anıları

Bir Kadının Zevk Anıları, yani daha iyi bilinen ismiyle Fanny Hill, İngiliz edebiyatının en çok tartışılan metinlerindendir. On sekizinci yüzyılın ortasında şehvet edebiyatı popüler olmaya başlayınca dek John Cleland ahlaksız yakıştırmasından kurtulamamıştır ve seksüel zevk ayini olarak kabul edilen Fanny Hill en iyi satan romanlar kategorisine girmiştir.

Hikâye Fanny’nin masum olarak bildiği Londra’ya gelişi ile başlar ve burada fahişeliğin tuzağına düşüşü ile o dönemin genelevlerindeki maceralıyla devam eder. Mektuplar bir tür itiraf niteliğinde olduğu kadar belirgin seksüel psikoloji detaylarıyla da doludur. Romanda çirkin, kaba ve adi bir anlatıma rastlamak mümkün değildir çünkü büyük bir tutkunun hikâyesi konu alınmaktadır.

Cleland’ın romandaki genel tarzı ve kaba sözcüklerin yerine yumuşak bir anlatım tercih etmiş olması çalışmaya saygın bir hava kazandırmıştır. Paradoksal açıdan Fanny’nin anılarındaki en temel ayrım, kadın kahramanların kötü sonlarına ve yaşadıklarına karşı duyduğu pişmanlıkları konu alan İngiliz fahişe biyografilerine benzemeyişidir.

Fanny, her romantik kadın kahramanın ulaşmak istediği bedensel ve psikolojik doyuma ulaşmıştır. Cleland’ın yazı didaktiği, seksüel aktiviteler için eğitici bir katkı niteliğindedir. John Cleland, (1710-89) 1729 ile 1740 tarihleri arasında Bombay’da çalışmıştır. 1730 senesinde ise Fanny Hill’i yazmaya başladığı düşünülür. Londra’ya 1741 ‘de döner ve döndükten sonra yaptığı borçlardan ötürü 1748’de tutuklanır. Fanny Hill’in 1748yılında yayınlanır.

Kilisenin ve diğer kesimlerin tepkilerine rağmen Cleland aleyhinde bir dava açılmaz fakat Kraliyet danışma meclisi tarafından uyarı alarak yüz paund para cezasına çarptırılır. Cleland’ın diğer çalışmaları sırasıyla Züppenin Anıları (1751), Aşkın Sürprizleri (1764), Şerefli Kadın (1768) ve çeşitli dramlar, şiirler, dilbilim incelemeleri, gazetecilik denemeleri ile politik bildirilerdir fakat tüm bu çalışmalar Fanny Hill’in gölgesinde kalmıştır. Dönemin tanınmış isimlerinden olan Boswell, Garrick, Pope ve Smollet’in öncülük ettiği edebiyat akımına borç problemleri, aykırı ve aksi karakteri nedeniyle katılmamıştır.

Sevgili Madam; Tutkularınızı kaçınılmaz birer emir saydığımın kanıtı olarak bu mektubu kaleme alıyorum. Bu mektuplar her ne kadar tatsız kaçsa da, aralarından sıyrılıp en sonunda sevginin, sağlığın ve servetin gücünün sunabileceği her hediyenin tadını çıkarmaya eriştiğim yaşamımın o rezil sahnelerini toparlayıp göz önüne serecektir.

Henüz gençliğin baharında, bunu nasıl başardığımı ve içine itildiğim başıboş zevkler girdabının ortasında bile insanların kişilikleri ve davranışları üzerine nasıl düşünüp, gözlemlerde bulunduğumu ifade edecektir. Uzun, gereksiz önsözlerden ölesiye nefret ettiğimden sizi de böyle bir girişi okuma zahmetine yöneltmeyecek ve yaşamının, aynen yaşadığım serbestlikte görmeye sizi hazırlamaktan öteye gitmeyeceğim.

Burada anlatacaklarım tüm sertliği ve çıplaklığıyla gerçektir. Bizimki gibi özgür ilişkiler için asla geçerli olmayan erdemi çiğneme kaygısı duymadan tüm içtenliğimle, yaşadıklarımı gizlemeden, gerçekte başıma nasıl geldiyse ve nasıl yaşadıysam sizinle de o şekilde paylaşacağım. Sizin de bu özgürlüğü ahlaksızca bulup burun kıvırmayacağınızı umuyorum.

O en seçkin ve mükemmel zevklere sahip şehvet düşkünü erkekler yatak odalarını çıplaklıkla donatmaktan hiçbir zaman vazgeçmezler fakat önyargılara bağlı kaldıkları için onların asla salonlarında sergilenmesine izin vermezler. Bu kadar ön ipucunun yettiğini düşündüğümden doğrudan öyküme geçmek istiyorum. Kızlık adım Frances Hill’dir. Liverpool yakınlarındaki Lancashire’da, son derece yoksul ve son derece dürüst bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldim. Babam bacaklarından sakatlanıp toprak işçiliğinin yorucu işlerini daha fazla sürdüremeyecek duruma gelince, ağ yapımıyla uğraşmaya başladı ve bu ancak geçinecek kadar para kazanmamıza yetiyordu.

Mahallede kızlar için küçük bir okul işleten annemin katkıları da bu geliri pek fazla arttıramıyordu. Bir sürü çocukları olmuştu ama son derece sağlıklı bir bünyeye sahip olan benim dışımda hiçbiri yaşını bile dolduramamıştı. Eğitimim on dört yaşıma dek vasatın üzerinde değildi sadece okumayı daha doğrusu hecelemeyi, kargacık, burgacık bir şekilde yazı yazmayı ve sıradan, basit matematik işlemleri yapmayı biliyordum.

Erdemli olmamın tek nedeni ise hayattan uzak yaşıyor oluşumdu ve karşı cinse karşı bizi ürkütüp adeta dehşete düşürdükleri için yaşımın o duyarlı yıllarına rağmen erkekler benim için sadece utanç anlamına geliyordu.

Ama zaman geç tikçe ve o masum küçükhanım erkekleri kendisini yiyecek birer yırtıcı hayvan gibi görmekten vazgeçtikçe, bu korku da, tüm o masumlukta silinip, kaybolmaya başladı. Zavallı annem tüm zamanını öğrencileri ve ufak tefek ev işleri arasında öyle bir bölüştürmüştü ki benim eğitimime çok az zaman ayırabiliyordu ve kendini hayatın tüm zevklerinden soyutlayan saflığı yüzünden beni de o güzelliklerin cilvelerinden korumayı aklının ucundan geçirmiyordu.

On beşime basmak üzereyken annemi ve babamı ani bir çiçek hastalığı sebebiyle birer gün arayla kaybettim. Bu benim için dünyanın en büyük felaketi anlamına geliyordu. Önce babam ölmüştü ve bu annemin ölümünü daha da hızlandırdı. Artık mutsuz, kimsesiz bir öksüzdüm Aslen şehirli olan babamın Lancashire’a gelip yerleşmesi tamamen bir rastlantıydı ve bana bakabilecek bir akrabam yoktu. Ailemi kaybetmeme neden olan hastalık bana da bulaşmıştı ama gençliğimin de yardımıyla hastalığı hafif şekilde atlatmayı başardım.

O zamanlar bunun değerini pek bilemediy-sem de hastalıktan geriye hiçbir iz kalmaması büyük şanstı. Size, onların yokluğunun bana verdiği keder ve hüznün tasvirini yapmayacağım çünkü acımı tarife kelimeler yetersiz kalıyor. Aradan biraz zaman geçince ve genç yaşın verdiği umutlarda eklenince, yeri doldurulmaz kaybın üzerimdeki derin etkisi silinmeye başladı.

Bunun yanı sıra beni hayata bağlayan en önemli şey Londra’ya gidip iş bulmak ve her şeye yeniden başlamak üzerine kurduğum hayaller oldu. Planım için gerekli tüm yardım ve öğütleri, arkadaşlarını ziyaret için köye gelmiş, birkaç gün kalıp geri dönecek olan Esther Davis adında genç kadından alabileceğimi öğrenmiştim.

Köyde bu tasarıya herhangi bir biçimde karşı çıkmak için başıma gelebilecekler hakkında yeterince kaygılanacak hiç kimse yaşamadığından ve ailemin ölümünden sonra benimle ilgilenen kadın da bu plana uymaya beni yüreklendirdiği için şansımı denemeye karar verdim. Oysa tarihe bakıldığında taşradan büyük dünyaya giden her erkek ve kadın hayatı kavramak yerine hep hüsrana uğrayan taraf olmuştur.

Bu kitabı herkes okumalı diyorsan kitap hakkındaki düşüncelerini yorum bölümüne yazabilir ve binlerce kişinin bu kitabı okumasına vesile olabilirsin! ; Kitabe.org

Bu Kitap Neden Okunmalı?

avatar