Honoré de Balzac – Eugenie Grandet

Balzac, yirmi yaşındayken, Paris’te bir tavan arasında günde iki frankla yarı aç iki yıl yaşadı. Bu durumda annesi babası onun bir edebiyatçı olabileceğini kanıtladığını düşündüler. Aksi halde onu bu çılgın düşünden kurtarıp avukatlık mesleğine yönelteceklerdi. O sıralarda Balzac’in bütün umutlarını ve düşüncelerini klasik bir trajedi olan Cromwel özerine yoğunlaştırmıştı.

Gelecek kuşaklar, yapıt üzerinde Balzac’ın kayınbiraderinin profesörce yaptığı eleştirisini haklı buldu. O, yapıtın herhangi bir başarı umudu verecek niteliklerden tamamen yoksun olduğunu belirtmişti. Ama oyun, Balzac ‘in onu yazarken üzerinde çalıştığı, örnekler açısından önemlidir. Yazar, olağanüstü entelektüel enerjisi ve kendini bir şeye tümüyle verebilme gücüyle, seçtiği sanatı öğrenmeye çalışıyordu.

Mektupları, zamanın Fransız klasik tiyatrosunun yapıtlarını ilginin tutkulu gerginliğiyle okuyup incelediğini bize anlatır. Eğer Balzac hiçbir oyun okumamış ve sahnede onları seyretmemiş olsaydı, güçlü dramatik sezgisi, kesinlikle romanlarındaki sahnelerde ve karakterlerde anlatımını bulacaktı. Onun duygusal ve karmaşık bölümlere olan romantik ilgisi, Fransız geleneğinin, romanlarda ve oyunlarda görülen sade çizgisinin dışındadır.

Bununla birlikte o sıralarda üzerinde çalıştığı oyunlarda, daha sonraki romanlarında ve bütün İnsanlık Komedisi romanlarında, ilklerden olan ama genellikle en klasik kabul edilen 1833’de yazdığı Eugénie Grandet’den bazı etkiler, ilişkiler bulmak olasıdır. Eugénie Grandet’nin bütün karakterleri, XVII. yüzyıl dramasının karakterleri ve Balzac’ın diğer romanlarındaki birçok karakterleri gibi, yaşamdan daha geniş çizgiler taşır ve gerçek yaşamdaki karakterlerinden daha sıradan görünürler.

Özellikle kara tutkusu, kitaba egemen olan ve trajediye gerilim yüksekliği veren Grandet’nin karakteri. Balzac ruhbilimsel çalışmalarla çok ilgilenirdi ve bu önceki ruhbilimsel çalışmalarının etkisi bütün romanlarında bellidir. Ama Balzac’ın anlattığı, modern romancının gördüğü gibi insan zihninin karmaşaları ve kurnazlıktarı, bir insanda üstün gelmek için çatışan uyumsuz unsurlar değildir.

Karakterleri bir bütünün parçalarıdır ama yalınlıkları içinde öyle bir güçle ya da tek bir düşünceyle baş-başa olarak sunulmuşlardır ki, evrensel gerçeklerin açıklama aracı haline gelmişlerdir ve yaşamlarının öyküleri çoğu kez destansı bir nitelik taşımaktadır. Ya da bazen görünürde kaçınılmaz yazgılarının özü doğrudan klasik trajediden alınmış gibidir. Bununla birlikte ilk bakışta Grandet komediden alınmış gibidir.

Balzac’ın kendisi, onu Molière’in Harpagon’uyla karşılaştırmıştır. “Molière cimriyi yarattı ama ben açgözlülüğü, geleneksel alçakgönüllülükten farklı yarattım,” demiştir. Aslında karakterlerin ikisi de salt soyutlama değillerdir ve ikisinin içinde Balzac’ınki kesinlikle daha yuvarlak bir tip olmasına karşın benzerlikleri açıkça görülür.

İkisi de açgözlülükle ilgili çalışmalardır, ikisi de onları zihinlerimize kazıyan kişisel özellikleri ve konuşma hileleriyle genişçe çizilmişlerdir. İkisi de dünyanın ölmez kişilikleri dizisine aittirler. İkisi de yaratıcıları tarafından bütün niteliklerini silen, yalnızca egemen niteliği aydınlatan bir ışıkla görülmüşlerdir. Aralarındaki fark da yeterince açıktır.

Molière’in ve insanların kötülüklerinin, çılgınlıklarının canlı anlatımlarını onları sergilemek için düzenlemiş durumlarda gösteren bütün o tür yazarların amacı alaycılıktır. Karakterler oyunun akışı içinde kendilerini değiştirmez. Balzac yalnızca rastlantısal olarak alaycıdır. Karakterleri, zayıflıkları ve kötülükleri yüzünden onlardan nefret ya da onlan küçümsemez.

Onları sever ve iyi ya da kötü olsa da bütün niteliklerini, keyifle sergiler. Bazı aşırı sevilmeyen karakterleri, Balzac’ın sempati duyurarak işlemeyi becermesi ve bundan zevk alması ilginçtir. Balzac’ın başkarakterlerin daha önemli bir farklılığı da, gelişme yetenekleridir. Hayatta insanlar nasıl değişirlersei, onlar da romanın akışı içinde koşullarla birlikte değişirler.

Hatta şunu bile söyleyebiliriz: Bu karakterlerin değişimi, romanların, özellikle bu romanın başat özelliklerinden biridir. Bununla birlikte bütün bu karakterler geçirdikleri bütün değişiklikler içinde egemen düşünceye, onunla yaşadıkları içlerindeki düşe bağlı kalırlar. Bu düş, Grandet’de altındır, Madame Grandet’de Tanrı, Eugénie’de Charles’a olan aşkı. Nanon için efendisine olan bağlılığı, Charles içinse toplumsal mevkidir.

Bu kitabı herkes okumalı diyorsan kitap hakkındaki düşüncelerini yorum bölümüne yazabilir ve binlerce kişinin bu kitabı okumasına vesile olabilirsin! ; Kitabe.org

Bu Kitap Neden Okunmalı?

avatar