Jack London – Tanrılar ve köpekler

Bay Haggin kendisini kucağına alıp da balina teknesine doğru sürüklemeye başlayınca tuhaf bir şeyler olacağını sezinlemişti. Bay Haggin, Jerry’nin doğumundan bu yana, altı aylık efendisiydi. Ama bu güzel ve parlak tüylü İrlanda av köpeği «efendi» sözcüğünün anlamını henüz bilmiyordu. Sonuç olarak, insanlara göre «Bay Haggin» deyimi hangi anlama geliyorsa, köpeklerin anlama yetişince «efendi» de aynı anlama geliyordu. Tarlaların yöneticisi saygıdeğer Bob Efendi’nin adıydı Bay Haggin.

Efendisini ziyarete gelen seçkin iki ayaklıların ve Arangi teknesindekilerin efendisine böyle seslendiklerini de duymuştu, Jerry. Ama köpeklerin özel bir zekâları vardır. Bu yüzden efendilerine karşı duydukları derin’ ve kahramanca sınırsız sevgi nedeniyle bu sözcük, onlarca daha yaygın bir anlam taşır. İnsan kendini köpeğinin efendisi olarak görür.

Köpek ise insanı tanrı gibi yüceltir. Tanrı sözcüğü, Jerry’nin sınırlı ve özel söz dağarcığında, yüreğinde ve aklında sonsuz güç ve iyilik demek olan «Bay Hagg’in» ile eşanlamlıydı. öyle ki, zencilerin küreklere hemen asıldığı balina teknesine binmek üzere efendisi onu kucağına alınca Jerry, beklenmedik olayların olacağını sezerek kaygılandı. Kürekçilerin her hareketiyle daha büyük ve yakın görünen Arangi Teknesi’ne binmemişti hiç.

Bir saat önce plantasyon evini terkeden Jerry, Arangi’nin hareketinde hazır bulunmak için sahile inmişti. Kısa yaşamında böyle mutlu bir sevinci iki kez daha tatmıştı. Ama büyükleri Biddy ve Terrence ile birlikte kıyıdaki ince kumların üzerinde, çevredeki neşeye uyarak dolaşmak daha çok mutlu ediyordu kendisini. Zencileri’ kovalamak!

KaraderiMerden nefret eden Jerry için ne bulunmaz bir zevkti! Aynı duyguyu annesi Biddy’nin ve babası Terrence’in de paylaştıklarını biliyordu. Zenciler, arkalarından homurdanmak için yaratılmışlardı. Evdeki hizmetçilerden olmayan zenciler, salona girince hırlanmayı hak ederlerdi. Hep böyle yapardı Biddy, Terrence de öyle.

Beyaz efendileri bağlılıklarını Bay Higgin’e böyle gösterirlerdi. Tanrılarının, beyaz tanrılarının hizmetini gören aşağılık yaratıklardı zenciler. Çalıştıkları evin uzağındaki barakalarda otururlardı. Bir zenciyi kovalarken neleri göğüslemek gerektiğini öğrendiğinde henüz pek küçüktü Jerry. Zamanlamayı iyi ayarlamak gerekiyordu. Bay Haggin, Derby ya da Bofo ortalıktaysa, bu iş kolaydı. Ama beyaz efendiler görünürlerde yoksa dikkatli olmak gerekirdi!

Kovalarken önlem almalıydı; çünkü beyaz tanrıların gözlerinden ıraklaşınca; zenciler bağırıp çağırmakla yetinmezler, köpeklere taş ve sopalarla saldırırlardı. Annesine ve kendisine de böyle yapmışlar, boynunda porselen kapı kilidi asılı zenci Goderny’in sopasıyla bayıltmış, otlarını içine yıkmışlardı. Kardeşi Michael’la birlikteyken, yüksek otların arasındaki böyle bir olayı anımsardı, Jerry. Michael’ın başına öyle vurmuşlardı ki sol kulağı sakatlanmıştı.

Dahası da vardı: İki ay önce erkek kardeşi. Patsy ve kız kardeşi Kathleen kuşkulu bir şekilde ortadan yok olmuşlardı. Bay Haggin, boş yere bütün tarlalarda aramıştı, onları. Çaldığı altüst etmiş, bu olayı aydınlatmak için yarım düzine zenciyi kırbaçtan geçirtmişti, ama boşuna. Fakat Biddy ve. Terrence, olanı biteni biliyorlardı. Michael ve Jerry de öyle.

Yalnızca dört aylık olan iki talihsiz Patsy ve Kathleen, barakalardaki kazanlarda kaynatılmışlardı. Genç köpeklerin tazecik derileri de ateşte yakılıp yok edilmişti. Annesi, babası, kardeşi gibi Jerry de biliyordu olayı. Çünkü yanık deri kokusunu duymuşlardı. Bu öfkeyle Terrence, Mogom’daki evde bulunan hizmetçiye saldırmıştı. Kokuyu duymayan ve acıklı olaydan haberi olmayan Bay Haggin de onu azarlamıştı üstelik.

Ama sahilde, işlerini bitirip de sepetleri başlarında Arangi’ye binmeye hazırlanan zenciler göründüğü zaman; onları yakalamak için beklenen an gelmişti. Eski ‘kinleri yatıştırmanın ve öç almanın tam sırasıydı. Çünkü dönmemek üzere gidiyorlardı zenciler, örneğin bu sabah Biddy, Lerumie’nin ona vurduğu sopaları anımsayarak, onu başındaki sandığı ve değerli eşyalarıyla birlikte suların içine yuvarlamış, sonra da Bay Haggin’in kendisini koruyacağına güvenerek karşıdan bakmıştı.

Çoğunlukla Arangi’de Jerry ve Michael’in kıyıdan: birlikte sevinçle havladığı çahhk köpeğine saldırmış; bu saldırıda o zamanlar henüz yaşayan Patsy ve Kathleen’le birlikte Jerry ve Michael da önemü bir rol oynamışlardı. Köpek kokan kıl yığınını ağzında tutunca Jerry, bu hoş tadı asla unutmamıştı. Çahhk köpekleri de kendi türündendi; bunu biliyordu, ama kendi soylu türünü ayırdediyordu yine de.

Onlar daha aşağı türdendi; tıpkı zencilerin Bay Haggin ya da Bob’dan daha aşağı oluşları gibi O gün Jerry, Arangi’den yana bakmamıştı hiç. Ayrılığın ne demek olduğunu bilen Biddy, kıyıda oturmuş, derin derin içini çekiyordu. Bu inlemelerin onu üzdüğünü biliyordu Jerry. Çünkü tutkulu ve duygulu yüreğinin, en ince telleri titriyordu.

Neden üzüldüğünü bilmiyordu, ama onu tehdit eden bir kötü olayın kokusunu alır gibiydi. Terrence’in onun çevresinde dolanıp durduğunu gördü Jerry. Onun tüyleri de Michael ve Patsy’ninki gibi dimdikti. Ailede yalnızca Jerry’rün tüyleri parlak ve kıvırcıktı. Terrence, sevecen bir kocaydı. Jerry kendini bildi bileli onun Biddy’nin yanında kıyıda dolaştığını ya da hindistancevizi tarlalarında coşkudan sarhoş olmuşçasına birlikte koşuştuklarını anımsardı.

Jerry gibi o da, erkek ve kız kardeşleri dışında başka yerde aramamıştı mutluluğu. Soylarının bir özelliğiydi bu evlilik bağlılığı. Ama Tom Haggin de biliyordu, bunu. Çoğu kez büyük bir sevecenlikle; «Şu Terrence, gerçek bir dört ayaklı beyefendi,» demişti. Ne denli büyük olursa olsun Terrence, acısını sesli bir şekilde belirtmedi. Biddy’nin çevresinde üzgün üzgün dolanıp durdu yalnızca. Oysa Michael, annesinin yanına oturup, kardeşini uzaklaştıran engin sulara bakarak, uzun uzun havlamıştı. Sanki bilinmeyen bir tehlikeye karşı havlıyormuş gibiydi.

Bu durum Jerry’yi de etkiledi, çevresinde dolanan bilinmeyen kötü yazgısını seziyormuş gibi oldu. Altı aylık yaşamına göre Jerry, hem çok hem de az şey biliyordu. Nedenini anlamadan Biddy’nin balina teknesinin ardından suya dalmayıp uslu uslu durduğunu sezebiliyordu. Büyük domuz kendini parçalamak istediğinde, annesi nasıl da saldırmıştı üstüne!

Aşçı yamağı sopayla üzerine saldırdığı vakit sopadan korkmadan, bir an bile gerilemeden dişi bir aslan gibi atılmıştı zencinin üstüne. Tencerelerin içine nasıl da yuvarlamıştı onu. Bay Haggin, zorla ayırmıştı zenciden. Sonra da efendisi, zenciyi azarlamıştı. Jerry, annesinin ona ulaşmak için neden suya atlamadığını biliyor demiştim.

Çünkü deniz ve onu bağlayan ada yasak yerdi. Tabu! İşte Jerry’nin dağarcığında olmayan bir sözcük daha. Anlamı, varlığının en gizli yerlerinde saklıydı, ama ne olduğunu bilmiyordu henüz. Bir buğday tanesini yutan tavuk gibi, köpekleri de yutan canavarların varlığını duyuyordu denizde. Annesinin ve babasının kumsalda, yüzen kocaman kütükler gibi, geminin kıyısında beliren bu iğrenç yaratıklara tüm güçleriyle öfkelerini ve kinlerini kusmalarını çok duymuştu. Jerry, «timsah» sözcüğünü bilmiyordu.

Gözlerinin önünde bir imge beliriyordu yalnızca, yüzen, kocaman bir kütük imgesi Canlı olusuyla ayrılıyordu başka kütüklerden. İnsanlarda olduğu gibi, Jerry de düşüncelerindeki, duyularındaki şeyleri anlıyordu, ama fizik yapısı bunu anlatmasını engelliyordu. Bununla birlikte, sözcüklerin yerini tutan imgeler kazılıydı belleğinde.

Belki de onun köpek beynindeki bu yüzen kütük imgesi, insanların beyinlerindeki timsah sözcüğünden daha belirgindi. Çünkü Jerry, timsahlar konusunda öteki insanlardan daha çok şey biliyordu. Onları uzaktan bile sezebilirdi. Lagün dışında sürüklenen ve cangılın kalın halısı üzerinde kımıldamadan, uyuyormuş gibi duran iki yaşamlı hayvanları koklardı. Timsahların dillerini insanlardan daha iyi anlardı.

Türlü haykırışlarını tanır, öfke ya da kızgınlık çığlıklarını, avlanırken çıkardıkları seslerden ayırırdı. Tüm bu gürültüler insanların belleklerindeki sözcükler gibi dağarcığında yer tutardı. Davranışlarını buna göre ayarlar, gerektiğinde düşünce dağarcığındakileri kullanırdı. Öte yandan pek çok şeyi de bilmiyordu Jerry.

Yeryüzünün uçsuz bucaksız olduğunu, yüksek dağlara sırtını dayamış Meringe Lagünü’nün mercan adalarıyla çevrili olduğunu, ayrıca tüm dünyanın da bu kadarcık olmadığını bilmiyordu. Salomon Takımadaları’nın en büyüklerinden Ysabel Adası’nın bir bölümünde bulunduğunu, bu adalar takımının da insanların çizdiği haritalarda küçük noktalarla gösterildiğini bilmiyordu daha.

('Francis Bacon; Okumak bir insanı doldurur; Konuşmak onu hazırlar; Yazmak ise olgunlaştırır.')

Bu kitabı herkes okumalı diyorsan kitap hakkındaki düşüncelerini yorum bölümüne yazabilir ve binlerce kişinin bu kitabı okumasına vesile olabilirsin! ; Kitabe.org

Bu Kitap Neden Okunmalı?

avatar