Roberto Bolano – Tılsım

“Çok önemli bir sırrı keşfetmiştim, evrensel gerçeklik denilen şeyin anlamını çözmeye yaklaşmıştım. Ve bu yüzden beni yakalayıp ölüme mahkûm ettiler. ” Remedios Varo (İspanyol/ Meksikalı sürrealist ressam, anarşist) 2 Ekim 1968’de on bine yakın üniversite ve lise öğrencisi hükümeƟ protesto etmek için başkent Meksiko’nun Tlatelolco Mahallesindeki Plaza de las Tres Culturas’ta toplandı. “Olimpiyat değil, devrim isƟyoruz, ” diye bağırıyordu öğrenciler.

Halk da onları destekledi ve böylece Meksika tarihinin en büyük protesto gösterilerinden biri çıktı ortaya. Ordunun yanıtı halka ateş açmaktı. Hükümet, askerlerin protestocular taraķndan kışkırƨldığım iddia etse de, sonradan, gösteriden çok önce binalara keskin nişancılar yerleşƟrildiği ve ilk kurşunu onlardan birinin sıkƨğı ortaya çıkmıştır.

Yukarıda bahseƫğim protestoların başlangıcı, aynı yılın Ağustos ayında, UNAM’da 1 gerçekleşen Rektör Barros Sierra önderliğindeki 50 bin öğrencinin hükümeƟn baskıcı rejimine ve üniversitenin bağımsızlığına müdahale çabalarına karşı düzenledikleri gösterilerdi. İlk gösteri yürüyüşü en ufak bir olay çıkmadan tamamlandı.

Ancak ikinci protesto gösterisi için halk da yürüyüşe kaƨlmaya çağrılınca hükümet duruma müdahale etmeye karar verdi. Protestoları durdurmaya kararlı olan Başkan Diaz Ordaz, orduyu göreve çağırdı ve UNAM askerler taraķndan işgal edildi.

Öğrenciler öldürüldü, dövüldü, tutuklandı. Kimsenin gözünün yaşına bakılmadı. Tanklar ve askerler üniversiteyi işgal eƫğinde kurtulmayı başaran tek bir kişi olmuştu: Sekiz gün Felsefe ve Edebiyat Fakültesi’nin en üst kaƨndaki kadınlar tuvaleƟnde saklanan Uruguaylı Pedagog Alcira Soust Scaffo. Bolano’nun anlaƴğı onun hikâyesi. Onca zaman tuvaleƩe kilitli kalan birinin aklında neler geçer? Belli bir süre sonra deliliğe yaklaşƨğında, duygular, düşünceler, geçmiş ve gelecek zihninde birbirine girerken… Önce korku. Ve sonra artık korku yok.

Bu yüzden Auxilio/Alcira, Bolano’ya göre Meksika şiirinin anasıdır. O, Meksika halkının var olma, özgür olma savaşının sembolüdür. Şiirin özü de bu değil midir zaten? Direnişiyle üniversitenin bağımsızlığını simgeler o, yaşayan tarihtir. Üstelik Bolano yazdıklarını, bu kitapta okuyacaklarınızı, uydurmamıştır. Yazanınız ve Alcira Soust Scaffo 1970’te tanışırlar.

Bolano, kadının yaşadıklarını ilk elden dinleme şansına sahip olanlardan biridir. Belki bu yüzden bütün kitaplarında sesi duyulur Alcira’nın. Bu yankıya “İmdat!” anlamına gelen Auxilio adını verir Bolano. En komiğiyse katliamdan sonra Tlatelolco sokaklarındaki kanların yıkanması ve 11 gün sonra hiçbir şey olmamışçasına 1968 Yaz Olimpiyat Oyunları’nın başlaması. ” N e d e n Tılsım ? ” s o r u s u n u n y a nıƨ y s a yin e B ola n o’d a n: ” Ta rih , t a rih çile r t a r a ķ n d a n iğ f al edildiğinde gerçekleri anlatmak sanatçılara düşer. ”

Bu bir korku hikâyesi. Bir tür polisiye, Fransızların “kara roman” dedikleri türden, haƩa bir dehşet hikâyesi. Ama öyle görünmeyecek gözüne, çünkü bu hikâyenin anlaƨcısı benim. Benim taraķmdan aktarıldığı için, öyle olduğunu fark etmeyeceksin. Oysa bu, özünde korkunç bir suçun hikâyesi. Tüm Meksikalıların dostuyumdur. HaƩa diyebilirim ki: Ben Meksika şiirinin anasıyım, ama öyle demesem daha iyi. Bütün şairleri tanırım, bütün şairler de beni tanır.

Yani şöyle bir iddiada bulunabilirim: Ben Meksika şiirinin anasıyım ve yüzyıllardır bir cereyandır gidiyor… Ama iyisi mi böyle de söylemeyeyim. Arturito Belano’yu daha on yedi yaşında, Ɵyatro oyunları ve şiirler yazan utangaç bir gençken, içki içmesini dahi bilmediği zamanlardan beri tanıdığımı söyleyebilirim, ama bu bile son derece yüzeysel bir bilgi olur ve bana bütün yüzeyselliklerden kaçınıp doğrudan hikâyeye girmem öğretildi. (Kızgın çelik ve kırbaçla öğrettiler bunu bana. ) Velhasıl bu hikâyeye başlarken söyleyebileceğim tek bir şey var.

Adım. Adım Auxilio Lacouture ve Uruguaylıyım, Montevideo’dan geliyorum, ama nostaljiye kapıldığım, içimin sıla hasreƟyle dolduğu zamanlarda Charrüa olduğumu söylerim ki üç aşağı beş yukarı aynı şeydir. Ama tam da aynı şey değildir ve bu durum Meksikalıların da diğer Güney Amerikalıların da katasım karıştırır.

Neyse, asıl mesele, günün birinde nedenini, nasılını, haƩa zamanını tam olarak bilmeksizin Meksika’ya gelmiş olmam. 1967’ydi ya da belki 1965 veya 1962. Meksiko’ya yeni gelmişƟm. Yeni gelmişƟm diyorum ama arƨk haķzamda tarihlere yer yok, serüvenlerimin beni tam olarak nerelere götürdüğünü de haƨrlamıyorum; tek bildiğim Meksika’ya geldiğim ve bir daha geri dönmediğim. Durun, haƨrlamaya çalışacağım. Bir esteƟk cerrahın anesteziyle uyuƩuğu hastanın derisini gerişi gibi, zamanı çekişƟrelim. Şöyle bir düşünelim.

Meksika’ya geldiğimde Leön Felipe hâlâ hayaƩaydı ne muazzamdı o, gerçek bir tufan, tutabilene aşk olsun. Felipe 1968’de öldü. Meksika’ya geldiğimde Pedro Garfias hâlâ hayaƩaydı ne muhteşem, ne melankolik adamdı o da. Don Pedro 1967’de öldü, demek ki 1967’den önce gelmişim. Öyleyse Meksika’ya 1965’te geldiğimi varsayabiliriz.

Meksika’ya 1965’te geldiğime kesinlikle inanıyorum (ama yanılıyor da olabilirim ve bu kesinlikle ilk yanılgım değildir) ve günler günler üstüne, saatler boyunca o iki İspanyol’un, dünyaya mal olmuş o iki beynin etraķnda pervane oldum. Şiire olan tutkumdu beni harekete geçiren, İngiliz hemşireleri veya ağabeylerini örnek alan küçük kız çocuklarını aratmayacak türde sınırsız bir kendini adamışlıkƨ.

Onlar da benim gibi göçmendi, ama farklı nedenlerle gelmişlerdi kimse beni Montevideo’dan sürmedi, bir gün şehirden ayrılmaya karar verip Buenos Aires’e giƫm ve orada birkaç ay, belki bir yıl geçirdikten sonra yeniden yollara düştüm, çünkü daha o zamandan Meksika’nın kaderim olduğunu biliyordum, Leön Felipe’nin Meksika’da yaşadığından haberim vardı ve her ne kadar Don Pedro Garfias’ın orada yaşadığına emin olamasam da içten içe öyle olduğunu hissediyordum.

Belki beni seyahat etmeye zorlayan deliliğimdi. Neden olmasın, delilik kulağa pek de uzak gelmiyor. Belki de kültüre olan aşkımdı, elbeƩe delilikle kültürü birbirinden ayırmak gerekmez illa, kültür bazen bir tür delilikƟr, en olmadı deliliği de barındırır içinde. Belki sevgi yoksunluğuydu beni seyahat etmeye iten veya sevgi aşırılığıydı. Belki delilikti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir