Georges Perec – Kayboluş

Üç kardinal, bir haham, bir farmason amiral, Anglosakson bir holdingin oyuncağı olmuş sıradan üç politikacı, açlıktan ölüm riskinin ortaya çıkmış olduğunu radyo konuşmalarıyla, ardından da duvar ilanlarıyla halka duyurdular.

Başlangıçta onlara kulak asan olmadı. Güya bütün iddialar yalan dolan, saptırmaydı. Ama kamuoyunun kulağına kar suyu kaçmıştı artık. Bir cop ya da bir sopayla silahlanmayan kalmadı. Patronlara, parababalarına, iktidara küfür yağdıran halkın, “Açız!” haykırışları dört bir yanı sardı.

Ortalık komplocu, kışkırtıcı kaynıyordu. Polis, hava karardıktan sonra sokağa çıkamıyordu. Macon’da bir zabıta saldırıya uğradı. Racamadour’da bir stokçunun malı yağmalandı. Yağmacılar tonbalığı, süt, kilo kilo çikolata, çuval çuval mısır bulmuştu ama tamamı kullanılamaz durumdaydı.

Nancy’nin ortasında bir dörtyol ağzında kurulan giyotin, bakanlık bürolarında çalışan yirmi altı müdürün canını aldı; ardından iktidardan yana tavır almakla suçlanan bir basın kuruluşunun binası yakıldı. Dört bir yanda ambarlar, silolar, mağazalar soyuldu.

Daha sonra Arap, Yahudi ya da Şimali Afrikalı olanlara karşı saldırılar başladı. Drancy, LivryGargan, Saint-Paul, Villacoublay, Clignancourt kasabalarında Yahudi kıyımları yapıldı. Ardından da bir hiç uğruna silah altındaki birkaç garibanın canına kıyıldı.

Kaldırımda, bir soytarının yatağanıyla bir vuruşta boyunu kısalttığı polis müdürünün son duasını yapmaya çalışan bir papaz yamağının suratına tükürüldü. İnsanlar bir kangal sucuk için abisini, bir simit için amca oğlunu, kızarmış bir dilim için komşusunu, bir lokma için tanımadığı birini vurmaya hazırdı. 6 Nisan Salı günü sabaha karşı yirmi dokuz noktaya konulan plastik patlayıcıların infilakı Paris’i sarstı. Uçaklar Orly Hisarı’nı bombaladı.

Alhambra cayır cayır yanıyor, Institut duman olmuş, tütüyor, Hopital Saint-Louis kül olup gidiyordu. Montsouris Parkından Nation’a kadar ayakta kalan duvar yoktu. Bu küstah saldırı karşısında bocalayan, ortamı yumuşatmayı başaramayan iktidar, karşıtları tarafından Palais Bourbon’da aşağılayıcı alaylar, suçlamalar, hatta küfürlü, sövgülü konuşmalarla topa tutuldu.

Bu arada, bir yanda, Orsay Rıhtımı’nda yirmi üç inzibat öldürülüyor; öbür yanda, Latour-Maubourg’da bir balıkçının kovasından bir hamsi aşıran ama kaçamadan yakalanan bir Hollanda konsolosu taşa tutuluyordu.

Bir yanda Wagram’da, birkaç kuruş için yalvaran bir garibana aç olmanın kibarlıkla bağdaşmadığını anlatmaya kalkan, paçası ibrişim oyalı bir marki baştan aşağı kana bulanana kadar dövülüyor; öbür yanda Raspail’da sarı kıllarla kaplı iriyarı bir Viking, boynundan kan sızan topal bir ata binmiş, hoşlanmadığı adamları oka tutuyordu.

Bu kitabı herkes okumalı diyorsan kitap hakkındaki düşüncelerini yorum bölümüne yazabilir ve binlerce kişinin bu kitabı okumasına vesile olabilirsin! ; Kitabe.org

Bu Kitap Neden Okunmalı?

avatar