J. K. Rowling – Harry Potter #5 – Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı

Yazın o zamana kadarki en sıcak günü yavaş yavaş sona ererken, Privet Drive’ın büyük, kutu kutu evlerinin üzerine uykulu bir sessizlik çökmüştü. Çoğunlukla pırıl pırıl parlayan arabalar şimdi yolda tozlanmış halde duruyordu, bir zamanlar zümrüt yeşili olan çimler ise kavruk ve sararmıştı – kuraklıktan dolayı su hortumlarının kullanımı yasaklanmıştı çünkü.

Araba yıkama ve çim biçme gibi iki önemli günlük uğraştan yoksun kalan Privet Drive sakinleri, serin evlerinin gölgesine çekilmiş, bir türlü gelmek bilmeyen meltemi davet edercesine pencerelerini ardına kadar açık bırakmıştı. Dışarıdaki tek kişi, dört numaralı evin önünde, bir çiçek tarhında sırtüstü yatan yeniyetme bir çocuktu. Sıska, siyah saçlı, gözlüklü bir oğlandı, kısa sürede çok boy atanların bir deri bir kemik, biraz sağlıksız görünüşüne sahipti.

Kot pantolonu yırtık ve kirli, tişörtü bol ve solmuştu, spor ayakkabılarının tabanları da kalkmıştı. Harry Potter’ın bu hali, pasaklılığın yasalarca cezalandırılması gerektiğini düşünen komşuların gözünde onu hiç de sevimli kılmıyordu. Ama bu akşam büyük bir ortanca öbeğinin arkasına saklandığı için, yoldan geçenlerin gözüne çarpmayacağı kesin gibiydi.

Aslında Harry, ancak Vernon Enişte ya da Petunia Teyze kafasını oturma odası penceresinden dışarı uzatıp tam aşağıdaki çiçek tarhına bakarsa fark edilebilirdi. Şöyle iyice ölçülüp biçildiğinde, Harry buraya saklanma fikrinin tebriğe layık olduğunu düşünüyordu. Belki sıcak ve sert toprağın üzerine uzanmak çok da rahat değildi, ama hiç olmazsa oturma odasında oturup teyzesi ve eniştesiyle televizyon seyretmeye çalıştığı zaman olanlara katlanmıyordu.

Kimse ters ters bakmıyor, sinirden dişlerini gıcırdatarak haberleri duymasını önlemiyor, ona çirkin sorular yöneltip durmuyordu. Sanki bu düşünce kanatlanıp açık pencereden içeri girmiş gibi, birden Harry’nin eniştesi Vernon Dursley’nin sesi duyuldu. “Oğlan içeri girmeye çalışmaktan vazgeçti çok şükür. Nerde bu, peki?” “Bilmem,” dedi Petunia Teyze, kayıtsızca. “Evde değil.” Vernon Enişte homurdandı. “Haberleri izliyormuş…” dedi sert sert. “Aslında ne iş çeviriyor, merak ediyorum.

Sanki normal bir çocuk haberlerde ne olduğunu merak edermiş gibi – Dudley’nin hiçbir şeyden haberi yok; Başbakan’ın kim olduğunu biliyorsa şaşarım! Hem, bizim haberlerimizde onun gibilerle ilgili ne olurmuş ki -” “Vernon, şişştl” dedi Petunia Teyze. “Pencere açık!” “Ah -evet- kusura bakma, canım.” Dursley’ler sustu. Harry yakınlardaki Wisteria Walk’ta oturan kedi düşkünü kaçık ihtiyar hanım Mrs. Figg’in ağır ağır yürüyüşünü izlerken, Fruit’n Bran mısır gevreğinin cıngılını dinledi.

Mrs. Figg kaşlarını çatmış, kendi kendine söyleniyordu. Harry çiçeklerin arkasına saklandığına pek memnun oldu, çünkü Mrs. Figg son zamanlarda sokakta ona her rastlayışında çaya davet etmeyi âdet edinmişti. O köşeyi dönüp gözden kaybolduktan sonra, Vernon Enişte’nin sesi bir kez daha pencereden dışarı süzüldü. “Dudd çaya mı gitti?”

Petunia Teyze, muhabbetle, “Polkiss’lerde” dedi. “Bir sürü küçük arkadaşı var, öyle popüler ki…” Harry, “hıh” dememek için kendini zor tuttu. Dursley’ler oğulları Dudley konusunda gerçekten şaşılacak kadar aptalca davranıyorlardı.

Onun yaz tatili boyunca her akşam, çetesinin bir başka üyesiyle çay içtiği şeklindeki gerzekçe yalanlarının hepsini yutmuşlardı. Oysa Harry, Dudley’nin hiçbir yere çay içmeye gitmediğini çok iyi biliyordu; o ve çetesi akşamlarını oyun parkını kırıp dökmek, sokak köşelerinde sigara içmek, arabalarla çocuklara taş atmakla geçiriyordu.

Little Whinging’deki akşam yürüyüşleri sırasında, Harry bunların hepsini kendi gözleriyle görmüştü. Tatilin büyük kısmını sokaklarda avare avare dolaşıp, önüne çıkan çöp tenekelerinde gazete aramakla geçirmişti. Saat yedi haberlerinin başlayışını bildiren müziğin ilk notaları kulağına çalındığında, Harry’nin midesi altüst oldu. Belki bu akşam -koca bir ayın ardından- beklediği akşam olacaktı.

“İspanya’daki bagaj personeli grevi ikinci haftasına girerken, mahsur kalmış rekor sayıda tatilci havaalanlarını dolduruyor —” Vernon Enişte, haber spikerinin cümlesi bitince, “Onlara ömür boyu siesta gerek, ben olsam öyle yaparım,” diye hırladı ama, ne önemi vardı ki?

Dışarıda çiçek tarhında, Harry’nin kasılmış midesi gevşedi sanki. Eğer bir şey olmuş olsaydı, elbette haberlerde ilk sırada yer alırdı; ölüm ve yıkım, mahsur kalmış tatilcilerden daha önemliydi. Nefesini ağır ağır bırakıp pırıl pırıl mavi gökyüzüne baktı.

Bu yazın her günü böyle geçmişti: gerginlik, beklenti, geçici rahatlamalar ve sonra yeniden tırmanan gerginlik… ve daima, giderek aklından çıkarması daha da zor hale gelen bir soru: Neden henüz bir şey olmamıştı? Hep dinliyordu, ya Muggle’ların aslında ne olduğunu fark edemedikleri küçük bir ipucu çıkarsa diye – nedeni açıklanmamış bir kayboluş belki, ya da garip bir kaza…

Ama bagaj personelinin grevini, Güneydoğu’daki kuraklığa ilişkin bir haber izledi (Vernon Enişte, “Umarım kapı komşumuz dinliyordur!” diye böğürdü. “Hani sabahın üçünde fıskiyesini açan!”), sonra Surrey’de tarlaya çakılmasına ramak kalan helikopterin haberi, onun ardından da meşhur bir kadın oyuncunun meşhur kocasından boşanmasına ilişkin haber (“Sanki onların pespaye ilişkileri umrumuzdaymış gibi,” diye burun kıvırdı Petunia Teyze; oysa saplantılıymış gibi, kemikli ellerine geçirebildiği her dergide bu haberi takip ediyordu).

Spiker, “- ve son olarak da, muhabbet kuşu Hophop bu yaz serin kalabilmek için yeni bir yöntem keşfetti,” derken, Harry, artık alev alev yanan akşam göğüne dikili gözlerini yumdu. “Barnsley’deki Beş Tüy’de yaşayan Hophop, su kayağı yapmayı öğrendi! Mary Dorkins olayı yerinde incelemeye gitti.”

Bu kitabı herkes okumalı diyorsan kitap hakkındaki düşüncelerini yorum bölümüne yazabilir ve binlerce kişinin bu kitabı okumasına vesile olabilirsin! ; Kitabe.org

Bu Kitap Neden Okunmalı?

avatar