Star Wars – Rayder Windham – Darth Vader Yükselişi ve Düşüşü

Sith’lerin Kara Lord’u Darth Vader rüya görüyordu. Rüyasında silüetinin, Vjun gezegenindeki, kendisine ait olan Bast Kalesi’nin dış duvarındaki açık bir terasta durduğunu görmüştü. Dondurucu asit yağmuru miğferine çarpıyor, şiddetli rüzgar siyah pelerinini öfkey Fakat kahkahalar durmadı. Vader ışın kılıcını çekmeyi denedi ama kolu bir anda sanki taş kesilmişti.

Alevler pelerinini ve botlarını yalamaya başladı. İmparator’un kahkahaları daha da yükseldi. Luke feryat etmeye başladı. Vader gözlerini sıkıca kapattı. Yanık devrelerin ve kızaran etin kokusunu alabiliyordu. “NEDEN BİR TÜRLÜ -?!” Ve Vader uyandı. Darth Vader’ın gözleri aniden açıldı. Süper yıldız destroyeri Executor’ın güvertesindeki kendi basınçlı meditasyon bölmesinde oturdu, ilk aklına gelen şey ise Jedi’ların kabus görmediği olmuştu.

Bu düşünce kendisini en az Bast Kalesi’nin gerçekçi görüntüsü kadar şaşırttı. Sith Lord’u olmak için Jedi Tarikatı’ndan ayrılalı yirmi yıldan fazla olmuştu, Jedi’lar kabus ya da rüya görür mü diye hiç düşünmemişti. En azından Klon Savaşları’nın sona ermesinden beri. Belki de bir önseziydi, diye düşündü Vader, yanık başının sol şakağındaki bir damar zonklarken.

Bu fikri derhal reddetti. Bir önseziyi hemen fark ederdi. Bu olsa olsa hayal gücüyle bilinçaltı isteklerinin yanıltıcı bir karışımıydı. Kalesinin imgelemi ise başka bir şey olmalıydı. Belki de bir uyarıydı, ama kimden? Vader, bu imgelemin zihnine yetenekli bir telepath tarafından yerleştirilme ihtimalini dikkate aldı. Böyle bir müdahale düşüncesi onu öfkelendirdi ve bu öfke Güç’ün karanlık tarafına giden kapıyı açtı.

Gözlerini kapattı ve Güç’ü kullanarak kendisini muhtemel telepath’a yönlendirecek psişik enerji izlerini aradı. Hiçbir şey bulamamıştı… Fakat İmparator ardında iz bırakmazdı. Vader’ın yüzü asıldı. Cloud City’deki, Luke’la karşılaşmasının üzerinden bir yıl geçmişti. Orada ona kim olduğunu ve kaderinin İmparator’u yok etmek olduğunu söylemişti.

İmparator’un bu ihaneti öğrenmiş olabileceğinden şüphelendi, çünkü İmparator sonuçta her şeyi öğrenebilirdi. Fakat İmparator bu olanlardan haberdar olsa bile, Vader bunu bir tehdit olarak görmediğinden emindi. Yine bir şekilde Vader, Bast Kalesi’nin garip imgelemiyle İmparator’un bir ilgisinin olmadığını sezinledi. Sadece bir rüya olabilir miydi?

Vader emin değildi. Rüyasız geçen bunca yılın ardından rüya görmenin neye benzediğini bile unutmuştu. Çıplak başı üzerindeki bölmenin küre şekilli tavanında, miğferini tutan robotik bir kol duruyordu. Kol miğferi yavaşça başının üzerine doğru indirdi ve boynundaki hava geçirmez yakaya kilitledi. Hasarlı ciğerleri zırhındaki yaşam destek sistemleriyle nefes alabildiği için üçgen şekilli solunum menfezinden bir tıslama sesi yükseldi.

Meditasyon bölmesinin üst bölümü kalktı, Vader tıpkı beyaz bir çiçeğin ortasındaki kara pistil gibiydi. Koltuğu döndü ve yüzü, Executor’ın köprüsündeki Amiral Piett’in görüntüsünün bulunduğu, geniş ekranın karşısına geldi. “Durum raporu,”dedi Vader. “Executor, Coruscant’ın yörüngesinden ayrılmaya hazırdır,” diye cevapladı Piett, gri üniformasıyla hazırolda bekliyordu.

Sesi heyecanlı olsa da gözleri uzun süre sensör ve rota ekranlarına bakmaktan yorgun görünüyordu. “Emirlerinizi bekliyorum.” “Rotayı Endor sistemine çevirin,” dedi Vader. “Nasıl isterseniz, Lordum.” Piett’in görüntüsü ekrandan kayboldu. Kesinlikle bir rüya değildi. Vader güçlük çekmeden buna kendini inandırdı. Rüyalar zavallı yaşam formları içindir.

Ekranın yüzeyindeki kendi görüntüsüne baktı. Ben bir kabusum. Fark edilemeyen bir hareketle, görüntüyü Executor’ın pruvasında bulunan yıldız kuşağına çevirdi. Ekrandaki uzak yıldızlara bakarken çok derinlerdeki anılar çıkabilmek için bilincini zorlamaya başladı.

Bu bir isteğin anısıydı, galaksideki her yıldızı ziyaret etme isteği. Fakat bu istek ve beraberinde gelen hayal artık başkasına aitti, çok uzun zaman önce yaşamış ve artık var olmayan bir çocuğa. Bunlar Anakin Skywalker adındaki çocuğun hayalleriydi.

Anakin Skywalker rüya görüyordu. Rüyasında büyümüştü ama erkek olması için hâlâ yıllar geçmesi gerekirdi. Küçük bir repulsorlift aracının açık kokpitinin içindeydi ve yüsek hızda kayalık bir arazinin üzerinde yol alıyordu. Aracın önündeki paralel bir çift motor, gövdeye iki güçlü kabloyla bağlıydı ve motorlar arasındaki boşlukta sürekli elektrik deşarjı oluyordu.

Anakin’in hiç böyle bir aracı olmamıştı ama nasıl olmuşsa kullanmayı biliyordu. Güç levyesini ileri itip derin bir vadiye dalarken şöyle düşündü, “Ben bir pilotum!” Yalnız değildi. Vadide hemen önünde benzer araçlar gidiyordu ve kayalardan yankılanan motorlarının gürültüsü kulakları sağır edecek kadar güçlüydü. Bu bir yarış! Korkusuz bir kararlılıkla Anakin hızı artırıp diğerlerini geçti.

Gözünün ucuyla yarıştığı rakiplerine baktı. Çoğu hiç bilmediği yabancılardı ama hepsi de tetikteydi, kararlıydı ve elleri maharetliydi. Anakin daha önce farklı dünyaları hayal etmişti ama burası gibi yerleri hiç düşünmemişti. Vadiden çıkan yarışçılar, Anakin önde olarak, geniş ve düz bir çöle girdiler. İki güneş gökyüzünde parlıyordu, kum öyle ısınmıştı ki yerden yükselen ısı, ilerideki kayaların gezegen yüzeyinde dalgalanıyormuş gibi görünmelerine neden oluyordu.

İleride tıklım tıklım tribünlerle ve kubbeli kulelerle çevrili geniş bir alan gördü. Bitiş çizgisi oradaydı. Kontrolleri daha sıkıca kavradı ve “Kazanacağım!” diye geçirdi içinden. Aniden sol motoru titremeye başladı, motoru araca bağlayan kablo sallanıyordu. Anakin kontrolü sağlamaya çalışırken sağ motorundan bir gürültü duyuldu ve ardından da iki motoru birden yere doğru alçalmaya başladı.

Anakin kokpitinde çırpınarak bağırdı, “Hayır!” “Her şey yolunda, Ani,” dedi annesinin sesi. Ve Anakin Skywalker uyandı. Anakin gözlerini açarken, titreyen ve gümbürdeyen motorların gürültüsü hâlâ zihnindeydi. Bir yük gemisinin gürültülü makine dairesinden metal bir duvarla ayrılmış olan kargo bölümündeki metal bir sıranın üzerinde, annesinin yanına sokuldu.

Kargo bölümünde sıkışık halde, insan ve yabancılardan oluşan yaklaşık otuz kişi daha vardı; dört uzun sırada oturmaya yer bulamayanlar ya ayaktaydı ya da pis zemine çömelmişti. Anakin annesinin soluk ve mutsuz yüzüne bakarak, “İniyor muyuz?” diye sordu. “Sanki öyle,” dedi Shmi Skywalker gülümseyerek. Anakin’in saçlarını yavaşça okşadı ve mavi gözlerine baktı. “Kötü bir rüya mı gördün?” Anakin bir an düşünerek, “Çok da kötü değil,” dedi.

Kargo bölümünde keşke pencere olsa diye düşündü, böylece dışarıda neler olup bittiğini görebilirdi. “Nereye gittiğimizi biliyor musun?” “Henüz değil.” Yük gemisine binmeden önce mürettebattan biri, onlara sadece para veren yolcuların gittikleri yeri bilebileceğini söylemişti, diğerleri –güvenlik nedeniyle– bekleyecek ve göreceklerdi. Shmi, Anakin’e sürprizleri sevdiğini hatırlatarak daha iyi hissetmesini sağlamaya çalıştı ama Anakin onun korktuğunu hissedebiliyordu.

Shmi, Anakin’in küçük ellerini avucunun içerisine aldı, “Sıkı tutun.” Yük gemisinin titremesi durup motorların gürültüsü de azalmaya başlayınca kargo bölümünde duranlar oturdukları yerlerden kalkmaya başladılar. Eşyalarının bulunduğu torbayı sırtına asan annesinin yanında duran Anakin, daha uzun boylu olmayı diledi çünkü diğerlerinin yanında bu kadar ezik kalmak hoşuna gitmemişti. Kargo bölümünün tek havalandırması yetmediğinden ve kendisi de dahil herkes berbat koktuğundan, bir an önce temiz havaya çıkmak istiyordu.

Kapının açılması için beklerlerken Shmi, Anakin’e baktı ve sordu, “Seni taşımamı ister misin?” Anakin yorulmamıştı ama başını salladı. Shmi, etraftaki insanlara çarpmamaya özen göstererek oğlunu kaldırıp göğsünün üzerinde tuttu. Küçük kollarını boynuna sararken dedi ki, “Teşekkürler.” “Ağırlaşmışsın,” dedi ona. “Yakında sen beni taşırsın.”

“Gerçekten mi?” Shmi güldü. “Üzülme. O kadar da hızlı büyümüyorsun.” Shmi’nin arkasında duran yaşlı bir kadın gülümsedi ve sordu, “Kaç yaşındasın?” Anakin de gülümsedi ve üç parmağını kaldırdı. Aslında kaç yaşında olduğundan emin değildi ama bilmiyorum demek istememişti. Kapı sonunda açıldı, sıcak ve kuru hava içeri hücum etti.

Dışarı çıkmak için can atanların çoğu bile bir an için tereddüt ettiler. Sıcak Anakin’e rüyasını hatırlattı. Dudaklarını annesinin kulağına yanaştırıp fısıldadı, “İkiz güneşler.” Shmi ne dediğini sormaya fırsat bulamadan altlarından gelen bir ses duydular. “Haydi, dışarı çıkın!“ Yük gemisi boşaldı. Kendilerini kumlu bir zeminin üzerinde buldular, etraf kubbeli, alçak binalarla çevriliydi. Hava trafiğinin yoğunluğu, işlek bir uzay limanının yakınlarına indiklerini gösteriyordu.

Uzakta birkaç yaya gördüler, sıcaktan korunmak için binaların gölgelerine sığınarak yavaş yavaş yürüyorlardı. “Mos Espa’ya tekrar hoşgeldin, kudretli Gardulla,” diyen bir ses duyuldu Hutt dilinde. Hâlâ annesinin kucağındaki Anakin döndü ve sesin sahibinin yük gemisinden açılan rampanın dibinde duran yeşil derili erkek bir Rodialı olduğunu gördü. Gemiyi kiralamış olan Hutt Gardulla, koca bir salyangozu andıran yabancı, geminin rampası üzerindeki özel bir kızakla aşağı doğru inerken, Rodialı da eğilip selam verdi.

Gardulla derhal etrafındakilere emirler yağdırmaya başladı. Anakin, Gardulla’nın pod yarışı diye bir şey görmek istediğini anlayacak kadar Hutt lisanı biliyordu. Shmi, Anakin’i yere indirdi. Gözlerini kısıp gökyüzüne baktı, “Bak anne, sana demiştim.” Shmi başını kaldırıp tepelerindeki iki güneşe baktı ve az önce Anakin’in kulağına söylediği şeyi ancak anladı. “İkiz güneşler. Evet, gördüm.” Anakin annesine gördüğü rüyayı anlatmak istiyordu ama Gardulla’nın adamlarından biri, uzun boyunlu bir Anx, emirler yağdırdığından susmak zorunda kaldı.

Anx; Anakin, Shmi ve diğer altı kişiye işaret ederek dedi ki, “Sizler Gardulla’nın mülkündeki meskenlerde, burada Mos Epsa’da, kalacaksınız. Oraya götürülmeden önce her birinize verici yerleştirilecek-” Anakin, acaba “mesken” bir odadan daha büyük bir yer mi diye düşünürken, yakındaki kerpiç evlerin birinden duyulan bir silah sesiyle Anx’ın konuşması yarıda kesildi. Silah sesinin duyulmasıyla Anakin hariç herkes eğilmiş, çökmüş ya da gemiden yeni indirilmiş olan yüklerin arkasına saklanmıştı.

Shmi, hemen oğlunu korumak için kendisini ona siper etti ama o, neler olduğunu görebilmek için kollarıyla itip yana çekildi. Sürüngen bir insansı, iki kerpiç binanın arasındaki sokaktan fırladı ve yük gemisine doğru koşmaya başladı. Yaklaşınca, Anakin, gelenin örs gibi kafası ve mermer gibi gözleri olan zayıf bir Arcona olduğunu gördü.

Arcona’nın sağ bileğine bağlanmış zincir kopmuştu ve şangırdayarak peşisıra geliyordu. Arkasından iki silahlı adam da koşarak geldi ve Anakin, Arcona’nın canını kurtarmak için koştuğunu anladı. Silahlı adamların yük gemisine doğru ateş ettiğini gören Anx, Hutt lisanında bağırdı, “Ateşi kesin, sersemler!” Ardından da uzu….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir