James Dashner – Labirent #1 – Ölümcül Kaçış

Yeni hayatına soğuk, karanlık, tozlu ve boğuk bir havayla çevrilmiş şekilde başladı. Ayağa kalktı. Metal metale sürtündü; zemin sarsıldı. Bu ani hareket üzerine yere düştü, el ve ayaklarının üzerinde geri geri gitti. Soğuğa rağmen terden alnı ıslanmıştı. Sırtı metal duvara değdi; odanın köşesine varana dek duvar kenarından ilerledi. Oturup bacaklarını kendine doğru iyice çekti ve gözlerinin karanlığa alışmasını bekledi. İkinci bir sarsılmayla oda, maden tünelindeki eski bir asansör gibi yükselmeye başladı.

Eski bir çelik fabrikasındakilere benzeyen zincir ve makaraların sesleri odada yankılanıyor, tiz sesler çıkarıyordu. Karanlık asansör yukarı çıkarken sağa sola sallandıkça çocuğun midesi bulanıyor, yanmış yağ kokusuna benzer bir koku tüm duyularını ele geçiriyor ve daha kötü hissetmesine neden oluyordu. Ağlamak istiyordu ama gözyaşları dökülmüyordu; tek yapabildiği orada tek başına öylece oturmak ve beklemekti. Adım Thomas, diye düşündü.

Bu… bu, hayatıyla ilgili hatırlayabildiği tek şeydi. Buna bir anlam veremiyordu. Nerede olduğunu ve içinde bulunduğu durumu düşünürken beyni kusursuz bir şekilde çalışıyordu. Dünyayla ilgili detaylar ve anılar, bilgiler, olgular ve görüntüler zihnine akın etti…

Ağaçların üzerindeki karı, ağaçlıklı bir yolda koşmayı, hamburger yemeyi, çimenlerin üzerine yansıyan soluk ay ışığını, kalabalık şehir meydanındaki insanların işlerine koşturmalarını kafasında canlandırabiliyordu. Ama nereden geldiğini, bu karanlık asansöre nasıl girdiğini ya da ailesini hatırlamıyordu. Soyadını bile bilmiyordu. Zihninde bazı insan figürleri beliriyordu fakat yüzleri bulanıktı. Tanıdığı tek bir kişiyi ya da bir sohbeti bile anımsayamıyordu.

Oda sallanarak yukarı çıkmaya devam etti. Thomas, onu yukarı çeken zincirlerin bitmek bilmeyen tıkırtısına alışmıştı artık. Uzunca bir süre geçti. Dakikalar saate dönüştü. Tabii tam olarak ne kadar zaman geçtiğini bilmesi imkânsızdı çünkü her saniye sonsuzluk gibi geliyordu. Hayır. Bundan daha akıllıydı. İçgüdülerine dayanarak, neredeyse yarım saattir hareket halinde olduğundan emindi. Garip bir şekilde korkusu, rüzgâra kapılmış sinekler gibi dağıldı ve yerini derin bir merak aldı. Nerede olduğunu ve neler olup bittiğini bilmek istiyordu.

Oda gürültülü bir şekilde durdu, bu ani hareketle Thomas büzüştüğü köşeden birden sert zemine yapıştı. Ayağa kalkarken oda giderek daha az sallanmaya başlamıştı ve sonunda durdu. Sessizlik çöktü. Bir dakika geçti. İki dakika. Ne tarafa baksa görebildiği tek şey karanlıktı. Duvarlar boyunca bir çıkış bulma ümidiyle ilerledi fakat soğuk metal dışında bir şey yoktu. Hayal kırıklığıyla homurdanınca sesi bir hayaletinki gibi odada yankılandı ve yeniden sessizliğe büründü.

Bağırdı, yardım istedi, duvarları yumrukladı. Hiçbir şey olmadı. Tekrar köşeye büzüştü, kollarını vücuduna doladı ve yeniden korkmaya başladı. Göğsünde endişe verici bir ürperme hissetti, sanki kalbi vücudundan kaçmak ister gibiydi. “Biri… yardım… etsin!” diye bağırdı, her kelimede âdeta boğazı parçalanıyordu. Yukarıdan bir gürültü kopunca korkarak nefesini tuttu.

Odanın tavanından ince bir çizgi halinde yayılan ışığın gittikçe genişlemesini izledi. Gıcırdama sesi, sürgülü kapıların açıldığını gösteriyordu. Karanlıkta geçirdiği o kadar uzun sürenin ardından ışık gözlerini aldı; başını çevirdi ve elleriyle yüzünü kapattı. Yukarıdan sesler geliyordu; insan sesleri.

Korkudan göğsü sıkıştı. “Şu çıkıntıya bakın.” “Kaç yaşında?” “Tam bir lülekafa.” “Senden iyi lülekafa mı olur, pislik.” “Dostum, aşağısı ayak gibi kokuyor!” “Tek yönlü seyahatinden memnun kalmışsındır umarım, çaylak.” “Geri dönüş yok, kardeşim.” Thomas’ın kafası karıştı ve panikledi. Sesler garipti, yankılanıyordu ve kullandıkları bazı kelimeler çok tuhaftı. Gözlerini kısıp ışığa ve yukarıda konuşanlara baktı. Başta tek görebildiği hareket eden gölgelerdi fakat sonra insan figürlerini görebildi, tavandaki delikten aşağı bakıp onu gösteriyorlardı.

Ardından kameranın objektifi odaklanmış gibi, yüzlerini net bir şekilde gördü. Hepsi oğlandı; bazıları daha küçük, bazıları biraz daha büyük. Thomas ne beklediğini bilmiyordu ama onları görmek kafasını iyice karıştırmıştı. Hepsi gençti. Çocuklardı. Korkusu biraz olsun geçti ama kalbi hâlâ hızla çarpmaya devam ediyordu. Biri, ucunda büyük bir halka olan bir halat uzattı.

Thomas önce tereddüt etti fakat sonra sağ ayağıyla halkaya bastı ve yukarı çekilirken halata sıkıca tutundu. Yukarıdan bir sürü el uzandı ve onu kıyafetlerinden tutup çektiler. Thomas kendini girdapta gibi hissetti; etrafındaki yüzler, renkler ve ışık, hepsi karmakarışıktı.

Bir duygu fırtınası boğazında düğümlendi; bağırmak, ağlamak, kusmak istiyordu. Çocuklar sessiz bir şekilde onu karanlık kutunun dışına çekerken içlerinden biri konuştu. Ve Thomas o sözleri asla unutmayacağını biliyordu. “Tanıştığımıza memnun oldum, çaylak,” dedi çocuk. “Kayrana hoş geldin.”

('Francis Bacon; Okumak bir insanı doldurur; Konuşmak onu hazırlar; Yazmak ise olgunlaştırır.')

Bu kitabı herkes okumalı diyorsan kitap hakkındaki düşüncelerini yorum bölümüne yazabilir ve binlerce kişinin bu kitabı okumasına vesile olabilirsin! ; Kitabe.org

Bu Kitap Neden Okunmalı?

avatar