Ernest Cline – Başlat

Benim yaşımdaki herkes, yarışmayı ilk kez duyduğunda nerede ve ne yapmakta olduğunu hatırlayacaktır. James Halliday’in öldüğünü bildiren haber bülteni vidfeed akışını keserek aniden ekranımda belirdiğinde, sığınağımda çizgi film seyrediyordum. James Hallida

y’in kim olduğunu biliyordum elbette. Halliday, çok oyunculu bir online oyun olarak başlayıp, kısa zaman içinde dünya nüfusunun büyük kısmının her gün bağlandığı küresel ölçekte bir sanal gerçekliğe dönüşen OASIS’i yaratan oyun tasarımcısıydı.

Tarihte benzeri görülmemiş bir başarıya ulaşan OASIS, Halliday’i dünyanın en zengin insanlarından biri yapmıştı. Medyanın bu milyarderin ölümünü neden o kadar büyüttüğünü ilk başta anlamamıştım. Sonuçta, insanların endişelenmesi gereken yeterince başka konu vardı. Süregelen enerji krizi.

Felakete dönüşen iklim değişikliği. Gezegenin her tarafına yayılmış kıtlık, yoksulluk ve bulaşıcı hastalıklar. Devam etmekte olan yarım düzine savaş. Bilirsiniz işte; birlikte yaşamaya çalışan kedi-köpekler ve kitlesel histeri.

Gerçekten ama gerçekten önemli bir şey olmadıkça haber bültenleri insanların interaktif komedilerini ya da pembe dizilerini kesip araya girmezdi. Yeni bir ölümcül virüsün ortaya çıkışı ya da bir kentin daha nükleer bulutun içinde kaybolması gibi flaş haberlerden bahsediyorum.

Ne kadar ünlü bir adam olursa olsun, Halliday’in ölümü en fazla akşam haberlerinde kısa bir yer tutmalıydı; böylelikle spiker, milyarderin varislerine kalan yüklü paradan bahsederken, avam kitleler de kıskançlık içinde kafalarını sallayabilirdi.

Ama haberin patladığı nokta da buydu zaten. James Halliday’in bir varisi yoktu. Altmış yedi yaşında bir bekar olarak ölmüştü: bırakın hayatta olan bir akrabasını, söylentilere göre tek bir arkadaşı bile yoktu. Son on beş yılını kendi rızasıyla inzivada geçirmiş, dedikodulara bakılacak olursa, bu dönemde aklını tamamen yitirmişti.

O Ocak sabahı, Toronto’dan Tokyo’ya kadar her yerde, mısır gevreğiyle meşgul ağızları açık bırakan asıl haber; Halliday’in vasiyeti, son arzusu ve büyük servetine ne olacağıydı. Halliday arkasında, ancak ölümünden sonra yayınlanacağına yönelik kesin talimatlarla, kısa bir video bırakmıştı.

Bu video, o sabah bütün OASIS kullanıcılarına e-postayla da gönderilmişti. Haberleri seyrettikten birkaç saniye sonra, e-postanın geldiğini bildiren o elektronik sesi duyduğum anı halen hatırlarım. Halliday’in video mesajı, Anorak’ın Daveti adını taşıyan, titizlikle kotarılmış bir kısa filmdi.

Dünyaca ünlü bir eksantrik olan Halliday, ilk gençlik yıllarını geçirdiği 1980’li yıllara yönelik, hayat boyu süren bir saplantıya sahipti ve Anorak’ın Daveti de, ilk seyrettiğimde neredeyse hiçbirini fark edemediğim, 80’lerin popüler kültürüne dair gizli referanslarla örülüydü.

Beş dakikalık video, devam eden günler ve haftalarda, her bir kare üzerinde gerçekleştirilen aşırı itinalı analizler açısından, Kennedy suikastını gösteren Zapruder filmini bile geride bırakarak, tarihte en çok incelenen film oldu. Kuşağımın tamamı Halliday’in mesajının her bir saniyesinin ne anlama geldiğini öğrenecekti.

('Francis Bacon; Okumak bir insanı doldurur; Konuşmak onu hazırlar; Yazmak ise olgunlaştırır.')

Bu kitabı herkes okumalı diyorsan kitap hakkındaki düşüncelerini yorum bölümüne yazabilir ve binlerce kişinin bu kitabı okumasına vesile olabilirsin! ; Kitabe.org

Bu Kitap Neden Okunmalı?

avatar