William Shakespeare – Romeo Juliet

Dört yüz yıldan bu yana, parlaklığından bir şey yitirmeden günümüze gelen Shak 6 Romeo ve Juliet Tragedyası Üzerine tif ile inandıncı bir biçimde verebilmiştir. Aynı zamanda bilim adamı olmayan bütün büyük Rönesans sanatçılarında görüldüğü gibi, Shakespeare’in son derece insancıl sahneleri, mekanik perspektifle odaklanmaz, ama bunun yerine şiirsel bir yokolma noktasında, tıpkı göz erirnindeki uzak dağların bulutlardan ayırt edilerneyişleri gibi, “şeyleri” ufak ve seçilemez duruma getirir.

Büyük Rönensans ressamlarının ve ozanlarının eriştikleri gerçek Rönesans perspektifi yapay ve kesin bir teknik değil, ama dünyada olmanın yüceltilmiş bilinciyle dramatik bir biçimde özetlenen insanlığın yazgısıdır. İşte bu yoğun perspektif bilinci ile Shakespeare’in oyunlarının kendine özgü bir iklimi ve manzarası, egemen ve yinelenen simgeleri vardır.

Bu da bir elektrik kıvılcımı gibi çakıp sönerek kendine özgü dramatik anlamı getirir. Shakespeare’in gençlik dönemi oyunlarından biri olan Romeo ve Juliet’te orantılan kesin çizgilerle belli olan, az sayıda sahneye sığdınlmış mekanik bir kısaltma izlenir. Rönesans başlangıcında izlenen geometrik oranlama, bu oyunun çevre düzeninde hissedilir . .oyunun, bir sahne dışındaki bütün sahneleri Verona surları içinde geçer.

Verona’nın alanları, sokakları, bahçeleri, evleri, geometrik çözümlemelerle orantılanan İtalyan ressamlarının resimlerindeki perspektif gibi ölçülüdür . .olay dizisindeki karşıtlı hareketler simetriktir. Dramatik illüzyon ise oldukça “naive” bir biçimde, perspektifi zorlayarak ve dolayısıyla orta mekanı zayıflatarak kazanılmıştır . .oyunun mekaniği çok belirgindir: Romeo, Paris ve Mercutio ile oranlanmıştır; Juliet, Rosalinde, Dadı ve Lady Capulet ile; Tyba1t, Benvolio ile ölçüye alınmıştır. llişkiler de bu geometrik oranlama içindedir:

Romeo ‘nun aşkı ve yan heroik görünüşü, Paris’ in aristokratik sevgi gösterisi ile karşıtlanmıştır; Romeo’nun şiddetli istekleri, Rahip’in sağduyusu ve bir sarayadamının donuk çabalarıyla dengelenmiştir. Hatta oyundaki değer kavramları bile bu simetrik dokuyla ortaya çıkmıştır: Aşk – nefret, romantik aşk – kibar aşk, atılganlık – ölçülülük, hoşgörü – katılık, mutluluk – keder, saflık – şehvet, gündüz – gece, uyku – ölüm, Montagu – Capulet gibi… Romeo’nun Mantua’ya sürülmesi, Rönesans resimlerindeki bir pencerenin manzaraya açılması gibidir; başka deyişle, kurgu olarak bir Romeo ve Juliet Tragedyası Üzerine 7 derinlik getirmez.

Trajik zaman kırk iki saatin içine sıkıştınlmışır. Verona’daki olayların kısaltılmış olmasından dolayı tam bir bütünlüğe, başka deyişle, Macbeth’te olduğu gibi, gizemli boyutlara yönelemeyiz. Rönesans ressamlarında izlediğimiz bir başka özellik de, ön plan ile gerideki derin oylum arasındaki dramatik uyumsuzluktur. B u oyunda da -Mercutio, perspektifi ortaya çıkaran atmosferin uyumsuz bir öğesidir. Nitekim, oldukça erkenden de sahneden çekilir.

Romeo ve Juliet’in ilişkisindeki trajik akım içinde Mercutio bir zümrüdüanka kuşudur. 0, Verona’da olagelenlerin kurgusuna uymaz ve onun için de bu kurgunun dışında kalır, “Tanrı belasını versin her iki ailenin del” diyerek ölür. Bu ön ile arka planın, yani perspektifin uyumsuzluğu, Shakespeare’in olgunluk dönemi oyunlarında kesin ve anlamlı bir uyuma dönüşmüştür.

Ancak şunu da belirtmek gerekli, Shakespeare, dehası ile bu uyumsuzluğu, dramatik etki açısından oyunun lehine çevirmesini bilmiştir. Mercutio, aşkın yarı karanlıkta geçtiği bir oyunda, bir ışık, anlamı olan bir aydınlıktır. Oyunun perspektifi içindeki uyumsuzluğu yoluyla, biz bu romantik tragedyadaki insana ilişkin özellikleri daha iyi kavrarız. Mercutio’nun yanında, Romeo’nun acılarla dolu yolu daha çok göze görünmeye başlar. Kısacası, Mercutio, bu romantik ilişkinin tersinIerne yoluyla açımlanmasıdır. Bir Rönesans ressamının gölge ve ışık düzeni nasil içeriğin anlamını pekiştirirse, Shakespeare’in bu oyunundaki ışığın kullanımı da öyledir.

Bu oyunda ışık imgesi açısından iki karşıt mekan vardır: Bunlardan biri, Romeo ve Juliet’in birlikte oldukları sahnelerdekiyarı karanlık (ay ışığı, yıldızlı gece, meşalelerle aydınlatılmış salon, Rahip’in loş hücresi, Capulet’lerin meşale ile aydınlatılan mezarı gibi), öbürü de, bu iki aŞığın birlikte olmadıkları, Romeo’ nun ya da Juliet’in başkalarıyla oldukları sahnelerdeki gün ışığı. Aynı şekilde, her ikisinin de bulunmadığı sahneler ışıklı yerlerde geçer.

Romeo, Rosalinde’in aşkıyla yanıp tutuşurken, gittiği Capulet’lerin balosunda Juliet’i ilk kez gördüğünde, çarpılır ve “Parıldamayı öğretiyor bütün meşalelere,” demekten kendini .alamaz. Romeo ise Juliet için, “Gecenin içinde gün ışığıdır”. Her iki sevgili de 8 Romeo ve Juliet Tragedyası Üzerine birbirlerini göz kamaştıran bir ışık olarak görür; çünkü her ikisi de hep yarı karanlıktadırlar.

Romeo için Juliet, “doğudan yükselen güneş”tir. Birbirlerini cennetteki parlak yıldızlara benzetirler; Romeo, Juliet’ten sözederken şöyle der: “Tüm göklerin en güzel yıldızlarından ikisi, . Yalvarıyorlar onun gözlerine işleri olduğundan: Biz dönünceye dek siz panıdayın diye. Gözleri gökte olsaydı, yıldızlar da onun yüzünde; U tandırırdı yıldızları yanaklarının parlaklığı, Gün ışığının kandili utandırdığı gibi tıpkı.”

('Francis Bacon; Okumak bir insanı doldurur; Konuşmak onu hazırlar; Yazmak ise olgunlaştırır.')

Bu kitabı herkes okumalı diyorsanız YorumX'de bir başlık açarak bu kitap hakkındaki düşüncelerinizi yazabilir ve binlerce kişinin bu kitabı okumasına vesile olabilirsiniz; YorumX.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir