Mehmet Baydur – Çin Kelebeği

(Işık. Dört bar taburesi. Arkada tahta bir sandık. Üstünde “Montevideo” yazılıdır. Sandığın üstünde bir konyak şişesi, üç bardak. Bar taburelerinde bir Gemici, bir tren Makinisti, kırmızı ve hafif dekolte bir elbise giymiş, otuzlarında güzel bir Kadın oturmaktadır.

Dördüncüsü bir garsondur, kendi taburesinin arkasında, ayakta durur ve bir süre öbür üçlünün konuşmalarını dinler.) GEMİCİ: La Coralie rıhtıma girerken kar yağmaya başladı. Gece yarısı. Bir yıl oluyor yoktum buralarda. Bisiklet yarışları, konyak. (Sessizlik) Bisiklet yarışları…

konyak… başka bir şeyleri de özlemiş olmalıyım, di mi? MAKİNİST: (Garson’a) İki konyak lütfen. (Garson konyakları hazırlayıp sunarken Makinist konuşmayı sürdürür) Çocuklarını özlemiş olabilirsin… mesela… (Garson topaldır.) GEMİCİ: Karım altı aylık hamileydi denize açıldığımda. Döndüğümde ortalıktan kaybolmuştu. Adres bırakmadan gitmiş.

MAKİNİST: Yolculuğun riskleri… şerefe! GEMİCİ: Evet. Şerefe. (İçerler.) KADIN: Bulamadın mı izlerini? GEMİCİ: Kimin izini? KADIN: Karının ve çocuğunun? GEMİCİ: Bulamadım. Karım kimsesizdir.

Benden başka kimsesi yoktu demek istiyorum, bir de karnındaki çocuktan. Şimdi bir yaşında olmalı. Kim bilir nerededirler? (Bir an) Büyük bir gayretle aradığımı 670 da söyleyemem doğrusu. Kendi isteğiyle giden birini bulmak o kadar kolay değildir.

KADIN: Hamile bir kadın, kimsesiz üstelik, neden çekip gitmek istesin? MAKİNİST: Doğru. Neden çekip gitmek istesin? Hamile bir kadın… (İçer) Bir not filan bırakmamış mı geride? GEMİCİ: Bırakmış. (Üst cebinden buruşuk bir kâğıt parçası çıkarır, açar, yavaş yavaş okur)

Sevgilim… bana… sevgilim diyor… Sevgilim… geri geldiğinde ben çok uzaklarda olacağım. Çok uzaklarda… Hayır, zannettiğin gibi kızgın ya da kırgın değilim. Dedemin binlerce pulluk koleksiyonunu kanala attığın zaman, beş buçuk yıllık beraberliğimizde bana bir yıl arayla iki kere tokat attığın için, sedef oymalı sandığımızı içindekilerle beraber pokerde kaybettiğin için, karın olmama rağmen bana tecavüz ettiğin için, benimle beş buçuk yılda, beş buçuk kere olsun insan gibi konuşmadığın için, kimsesizliğimle içip içip alay ettiğin için gitmiyorum.

Bunların da az biraz etkisi olmuştur elbette… ama… asıl neden… yalnız kalmak isteyişimdir. Yalnız kalmak, çocuğumu, çocuğumuzu senden ve beraberliğimizi anımsatan her şeyden uzak bir yerde doğurmak istiyorum. Elveda. Jenny. MAKİNİST: Pul koleksiyonu hoop kanala demek? (İçer.) KADIN: Jenny. İtalya’ya gitmiş olabilir.

Ailesi oradan göç etmişti. Tuscanny. İki dağın arasında, üzüm bağları, orman, nehir… Oralara gitmiş olabilir. Sizi sevdiği anlaşılıyor mektuptan. MAKİNİST: Poker de oynuyorsun demek? (Gemici yanıtlamaz.) KADIN: Trenle gitti sanıyorum.

Garda kimseler yoktu, kar yağıyordu. Topalın biri yardım etti vagona çıkıp yerleşmesine. Şaşkın ve mutlu bakıyordu perona. Tren yola koyulunca gözlerini kapadı ve kapar kapamaz da İtalya’yı gördü. Unutulmak istiyordu, tek istediği buydu, unutulmak ve sessiz sakin bir yerde çocuğunu doğurmak. MAKİNİST: Trenle gittiğini sanmıyorum.

(Üzgünce) Üç konyak lütfen. (Garson konyakları verirken Makinist konuşmayı sürdürür) Nedenini sormayın efendim ama trenle gittiğini sanmıyorum. GEMİCİ: Yola trenle çıkmış. Bunu biliyorum. İstasyondaki topal herif söyledi.

Bileti nereye kadarmış, nerede inmiş, aktarma mı yapmış, bilmiyoruz o kadarını… yola trenle çıkmış, hafiften gülümsüyormuş, istasyondaki topal herif söyledi.

KADIN: Nazik bir adamdı, elimi avcuna alınca anladım. Temaslar binbir çeşittir. Bu cinsini unutmuşum neredeyse. Elimi avcuna alınca anımsadım. Bavulumu yerleştirdi, beni koltuğuma oturttu, elimi avcuna alıp gülümsedi. Sonra… hiçbir şey söylemeden indi gitti…

İndir | Yandex

Abone ol
Bildir
guest
Yazmasanız da olur ama yazarsanız size verilen cevaplar için bildirim alırsınız.
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments