Illuminations Fransızca – Türkçe – ARTHUR RIMBAUD

Tufan anısı yatışır yatışmaz, bir tavşan evliya otları, kıpır kıpır çan çiçekleri içinde durdu, gökkuşağına yakardı örümceğin ağları arasından. Ah değerli taşlar, saklanan – bakıp duran çiçekler daha şimdiden. Pis ana sokakta kasap tezgahları kuruldu; bakır oymalarda gibi yukarıya kat kat yığılmış denize çektiler kayıkları. Kan aktı Mavi Sakalın orda. – tanrının mühürüyle camları sararttığı cambazhanelerde, mezbahalarda. Süt ve kan aktılar.

Kunduzlar yuva kurdu hep. Fincanlar tüttü kahvehanelerde. Daha suları damlayan büyük cam evde eşsiz imgelere baktı yaslı çocuklar. Bir kapı çarptı; köy alanında çocuk savurdu kollarını şakır şakır sağnak altında, – fırıldaklar, tüm yörenin rüzgâr gülleri oyunu anladılar.

Bayan *** Alplere bir piyano yerleştirdi. Ayin ve ilk bağlaşımlar yüzbinlerce sunağında kutlandı Katedral’in. Kervanlar yola düzüldü. Allak bullak olmuş kutup gecesiyle buzlar içinde kuruldu Splandid-Otel. O günden beri, kekik çöllerinde cıvıldaşan çakalları işitti Ay – ve tahta kunduralı çoban şiirlerini, meyve bahçelerinde gıcırdayan. Sonra tomurcuklanmış, mor ulu ormanda Eucharis baharın geldiğini söyledi bana.

Fışkır, ey göl; – Köpük, köprülerden ak, ormanlar üzerinden aş; – kara çuhalar, erganunlar, şimşekler, gökgürültüleri, yükselin, yürüyün; – Sular ve hüzünler, yükselin, getirin Tufanları yeniden. Çünkü onlar dağılalı bir can sıkıntısı ki… – Ah değerli taşlar, gömülen; açılmış çiçekler! – Ve Ece, çömleği içinde korları ateşleyen Büyücü Kadın bildiğini asla bize anlatmak istemeyecek, bizlerin bilmediğini. ÇOCUKLUK I O put, kara gözlü, sarı perçemli, ne evi var ne yurdu, daha soylu o Meksika, Flaman masalından, ülkesini sorarsan çiğ yeşil ve gökmavisi, – şimdi koşuyor gemisiz dalgaların Keltçe, Yunanca, İslavca yaban adlar taktığı kumsallarda.

Ormanın sınırında – düş çiçekleri çınlar, çatlar, pırıldar, – turuncu dudaklı kız çayırlardan kaynayan duru tufan içinde bağdaş kurup oturmuş; çıplaklık, ebemkuşaklarının, biteyin, denizin gölgeledikleri, içinden geçtikleri, giydirdikleri.

Fırdönen kadınlar denize komşu taraçalarda; dev anaları, saraylı kızlar, o arap dilberler yeşilimsi yosun içinde; mücevherler ayakta, kaygan toprağı üstünde koruların, buzu çözülmüş bahçelerin, – genç analar, bacılar, bakışları eski yolculuklarla dolu; o hanım sultanlar, kurumlu mu kurumlu; buranın yabancısı o küçük kızlar; tatlı bir mutsuzluk içinde birileri.

Ne sıkıntı, “sevgili beden” ve “sevgili yürek” çağı! II İşte ölü kızcağız, gül fidanları arkasındaki. – Ölmüş ana, gencecik, basamaktan iniyor. – Yeğenin arabası bağırıyor kum üstünde. – Oğlan kardeş (Hint ellerinde olan!), şurada, batan güneşe karşı karanfil çayırında. – Çoktan gömülmüş yaşlılar şebboylarla dolu surlarda, dimdik. Bir yığın altın yaprak kuşatır generalin evini. Güneye gitmişler evcek. – Kızıl yolun sonunda boş hana varırsın. Satılık şato işte, pancurları sökülmüş.

Papaz götürmüş olacak kilisenin anahtarını. Bekçilerin kaldığı kulübeler ıpıssız, parkın çevresinde. Çit öyle yüksek ki, hışırdayan ağaç dorukları görünüyor yalnız. Görülecek birşey de yok zaten içerde. Çayırlar yeniden yükseliyor horozsuz, örssüz köylere.

Su bendi açılmış. Ey haç dikili tepeler – ey çöl değirmenleri, adalar, tınazlar! Büyülü çiçekler vızıldıyordu. Ağır ağır sallıyordu onu bayırlar. Masalımsı güzellikte hayvanlar geziniyordu ortalıkta. Sıcak gözyaşlarının bengiliğinden yapılmış engin deniz üzerinde bulutlar yığılıyordu.

('Francis Bacon; Okumak bir insanı doldurur; Konuşmak onu hazırlar; Yazmak ise olgunlaştırır.')

Bu kitabı herkes okumalı diyorsan kitap hakkındaki düşüncelerini yorum bölümüne yazabilir ve binlerce kişinin bu kitabı okumasına vesile olabilirsin! ; Kitabe.org

Bu Kitap Neden Okunmalı?

avatar