Can Çeker – Otuz Bir (+18)

Son gelişimden bu yana Atlantik’in uzamış olabileceğini düşündürten, bir türlü bitmek bilmeyen bir yolculuğun ardından, havaalanından şirketin şoförü tarafından alındım. O komik tabelada, adımın ilk kez doğru yazılmış olması, şaşırtıcıydı.

“Dairenize geçmeden, götürmemi istediğiniz bir yer var mı?” diye sordu, nazik olabilmek adına epey çaba sarf ettiği belli olan, bu sevimsiz adam. “Kanyon’a gidelim lütfen!” dedim, hem bir kahve içebilecek hem de bu defteri alabilecektim.

Adam güldü. Gülüşünde sinirlerimi bozan bir şey vardı ama ne olduğunu çıkartamadım, şimdilik ondan nefret etmekle yetinmeliyim, diğer duygular zahmet ister… Dairem, zaten Kanyon’daymış. Bu gıcık herifin neden güldüğü anlaşılmıştı.

“İstinye Park’a gidelim o zaman!” dedim, “Hiç görmedim orayı, merak ediyorum!” “Hay hay!” dedi, “Orospu çocuğu!” der gibi. Savaş başlamıştı… İnsanlara, beni sevmeleri için yatırım yaptığım hiç olmadı.

Daha çok, saygı duyabilme yetilerini önemserim, illa bir şeylerine değer vermem gerekiyorsa tabii. Buraya iş için geldim. Şu Kazım denen homo erectus benden hoşlanmasa ne yazar! Kitapçıdaki kız müthişti. Yüzü, boş bir defter sayfası kadar yazılası, elleri zarif bir çanta kadar tutulası, göğüsleri bir elma kadar…

Neler de yazmaya başladım yine! Ama tutamıyorum kendimi, buyum ben. Dali’nin Büyük Mastürbatörü! Tiksinirim bu sözden, mastürbasyonmuş, ne saçma… İnsanın kendisini becermesinden daha iğrenç ne olabilir?

Otuz bir öyle mi ya! Birine çekilir otuz bir, kendi kendine yapılan bir sapıklık değildir ki! Yatağımdayım şimdi. İlk paragrafları, kitapçıdan çıkınca uğradığım kafede yazmıştım. Huzur dolu bir uykuyu hak ettim. Yatmadan önce gereken cezalar kesildi yine.

Önce, şarap servisi yaparken elime telefon numarasını tutuşturan hostesin icabına baktım. Uçakta bizden başka herkes uyuyormuş. Hostes, yoğun parfümüyle üzerimde bir kucak dansı yaptı. Kalçalarını bedenime sürttükçe elektrikleniyordum. Ana tema buydu. Tıpkı sevişmede olduğu gibi, otuz birde de safhalar vardır.

Kaldırma, bu işin ön sevişme bölümüdür ve doğal olarak bu esnada yiyişme hayal edilir. Ereksiyon kısmında ise, kadının o an seçilen bir coğrafyasına boşalmanın düşlenmesi kaçınılmazdır. Günü, biri okyanusun üzerinde olmak üzere üç postayla bitiriyorum. Kitapçıdaki kasiyerin aydınlık yüzü, tamamen dölle kaplandı. Kötü harcadım kızı! Hak etti ama, “Bu fazla ince değil mi?” diye sormayacaktı, defteri elimden alıp, gözlerimin en içine bakarken…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir