Fulya Taşçeviren – Kolay, Kısa, Keyifli Psikoloji

Hep merak ederim, neden bilimsel yazılar sanki sıkıcı olmak zorundaymış gibi yazılır. Eğlenceli olunca öğrenmeyi mi engeller yoksa karizması mı sarsılır yazının ya da yazanın? Politikacıların, cevabı sadece evet ya da hayır kadar basit olan sorulara saatler süren ve manası pek de kavranamayan yanıtlar vermeleri gibi, bazı kitaplar da bir terimi o kadar uzun ve güzel(!) anlatırlar ki terimin ne demek olduğunu bir türlü anlayamayız.

İşte bu yüzden böyle bir kitap yazmaya karar verdim. Bu kitabı okurken entelektüel ve bilimsel bir anlatımla karşılaşmayacaksınız. Belki kimileri bunu çok saçma bulacak, kimileri küçümseyecek, ama belki de bu yeni bakış açısı çok beğenilecek ve kimileri “Hah, tamam, kitap dediğin işte böyle olmalı!” diyecek.

Aynen Einstein’ın görecelik kuramı için söylediği gibi; “Eğer bu kuramım başarıyla kanıtlanırsa, Almanya benim bir Alman olduğumu iddia edecek, Fransa ise dünya vatandaşı olduğumu açıklayacaktır. Kuramım gerçekdışı çıkarsa da, Fransa bir Alman olduğumu söyleyecek, Almanya ise bir Yahudi olduğumu açıklayacaktır.” BİTMEZ…

Psikoloji insan ruhunun, özünü, değişik durumlarını inceleyen, duyum, coşku ve düşünme gibi olguların kurallarını bulmaya çalışan bilim dalıdır. Namı diğer ruhbilim… Yunanca “ruh” anlamına gelen psykhe ile “bilgi” anlamına gelen logos kelimelerinden türetilmiştir.

Psikoloji sözcüğü ilk olarak Alman filozof Christian Wolff (1676-1754) tarafından kullanıldıktan sonra önemsenmeye başlanmıştır. 1879’da Alman psikolog Wilhelm Wundt tarafından Leipzig’de kurulan psikoloji laboratuarı ile de psikoloji, deneysel bilim dalı unvanını kazanmıştır. İlk psikoloji deneyleri burada yapılmıştır. Psişik olaylar fizik olayları gibi incelenmeye çalışılmıştır.

Daha sonra Avrupa’nın değişik yerlerinde ve Amerika’da birçok psikoloji laboratuarı açılmıştır. Bizde ise ilk psikoloji çalışmaları Farabi ve İbni Sina’nın düşünme, duygulanma, irade gibi özellikleri incelemeleriyle başlar. Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın çalışmaları da önemlidir.

On beşinci yüzyılda Sultan İkinci Mehmed döneminde kurulan akıl hastanesinde, müzikle ve sporla hastaları tedavi yoluna gidilmiştir. Batı etkisine dayanan ilk psikoloji çalışmaları ise Hoca Tahsin Efendi’nin Psikoloji Yahut İlm-i Ruh eserini yazmasıyla başlar.

Abdullah Cevdet ruhsal olaylarla beyin arasındaki ilişkileri incelemiş, Ahmet Mithat Efendi ise çocukların zihinsel ve ruhsal gelişimi ile ilgili araştırmalar yapmıştır. Ve tabi ki Mazhar Osman’ın Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ni kurması da Türkiye’de psikolojinin gelişiminde bir dönüm noktasıdır.

Psikoloji, felsefeden ayrılıp bağımsız bir bilim haline geldikten sonra, kısmen de olsa, bazı filozofların düşünce biçimlerinin etkisinde kalmış ve ekol olarak gelişen psikoloji akımları ortaya çıkmıştır. Ekoller genellikle tek yanlı görüşlere dayanır. İncelemek istedikleri konuyu temel öğeler açısından ele alırlar. Psikolojinin belli başlı ekolleri şunlardır: Yapısalcılık (zihin yapısı ile ilgili), İşlevselcilik (zihin göreviyle ilgili), Davranışçılık, Psikanaliz ve Geştalt Psikolojisi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir