Ali Fuad Başgil – Gençlerle Başbaşa

Fransa’da öğrenciliğim zamanında, Fransız bir arkadaşımla beraber*, bir yaz tatili geçirmek için yer ararken, Alplerin Isere Nehri eteklerindeki çam ormanları içine gömülmüş, Revel adlı bir köye yolumuz düştü. Burası altı yüz metre kadar yükseklikte gayet sakin ve tenha bir yerdi. Pek hoşlandık ve bir pansiyon aradık. Mösyö Girard ismindeki Revel papazının evini gösterdiler. Kapıyı çaldık. Boynu muskalı, şişmanca ve yaşlı bir kadın kapıyı açarak ne istediğimizi sordu. “Öğrenciyiz, Paris’ten geliyoruz, bir süre pansiyonda kalmak istiyoruz” dedik. “Memnuniyetle,” cevabını verdi. Fakat beni hemen bir düşünce aldı. Kalacağımız yerin, yanı başımızdaki kiliseye ait vakıf bir bina olmasından başka ev sahiplerimizin de kilisede görevli insanlar olduğunu bir an göz önüne getirdim. Başında gülüp sonunda ağlamaktansa, hiç başlamamak hayırlıdır, diyerek kendimin Müslüman bir Türk olduğumu söyledim. Hayatını Alplerin bu tenha köşesinde geçirmiş olan koyu Katolik kadıncağız, bu sözüm üzerine durakladı ve ekledi: “O halde kardeşimle konuşmamız lâzım,” dedi.

Biraz sonra siyah cübbeli ve ak saçlı, gürbüz, altmışlık bir papaz bize doğru geldi ve “Müslüman Türk hanginiz?” diye sordu. Kendimi tanıttım. “İyi ya, mademki Müslümansınız, o halde dinlisiniz, sorun yok. Bizim bu devirde düşmanımız, hangi milletten olursa olsun, dinliler değil, dinsizlerdir. Buyurun misafirimiz olun,” dedi. Ben nasıl bir geniş görüşlü insan karşısında bulunduğumuzu anladım. Teşekkür ederek pansiyona yerleştik. Ve sonra öğrendik ki, bu olgun ve insan adam uzun seneler kolejlerde hocalık etmiş; kalan ömrünü geçirmek üzere de Alplerin bu sessiz köyüne sığınmış. Pansiyonda bizden başka on kadar Fransız öğrenci de vardı. Mösyö Girard bunlardan bir gruba Lâtince dersi veriyordu. Gruba biz de katıldık. Hem dinleniyor ve eğleniyor; hem de öğreniyorduk. Mösyö Girard daha çok akşamları fikrî bir ziyafet sofrası kuruyor ve bizi etrafına topluyordu. Onu, küçük büyük hepimiz zevkle ve can kulağı ile dinliyorduk. Ne tatlı günlerdi, o günler! Zaman olur ki, hayali dünyaya değer.

Sözü uzatmayayım. Bir gün alışılmış konuşmalar esnasında Mösyö Girard bize bir kitap tavsiye etti ve mutlaka okumamızı söyledi. Bu, Aix – Marseille Üniversitesi Rektörü ünlü eğitimci ve ahlâkçı Jules Payot’un «İrade Terbiyesi» adlı kitabı idi.

Ertesi gün şehre inerek kitabı aldım. Revel köyünün koyu yeşil ağaçlıklarına daldım. İhtiyar bir meşenin dibine oturarak “İrade Terbiyesi”ni okumaya koyuldum. Okudukça içimde hasret ve pişmanlıkla karışık belirsiz bir acı duymaya başladım: Kendi kendime, “Ah bu kitap onsekiz-yirmi yaşlarında iken elime geçmeliydi,” diyor ve geciktiğim için üzülüyordum. Okumalarım bir iki gün sürdü. Kitabı bitirince Mösyö Girard’a teşekkür ettim. Memnun oldu ve bana vakit buldukça şu eserleri de okumamı tavsiye etti:

('Francis Bacon; Okumak bir insanı doldurur; Konuşmak onu hazırlar; Yazmak ise olgunlaştırır.')

Bu kitabı herkes okumalı diyorsanız YorumX'de bir başlık açarak bu kitap hakkındaki düşüncelerinizi yazabilir ve binlerce kişinin bu kitabı okumasına vesile olabilirsiniz; YorumX.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir