Onur Ataoğlu – Japon Yapmış 2 – Japon Ne Yapmış

Tarih: 12 Kasım 1998 Yer: Shibuya Meydanı, Tokyo. Japonya’ya ilk ziyaretim olan üç haftalık bir iş gezisinin son günü. Ertesi gün uçağa binip, Türkiye’ye döneceğim. Son gecemde Tokyo’nun en hareketli ve eğlenceli meydanlarından Shibuya’dayım. Serin bir sonbahar akşamı Shibuya Meydanının gerçeküstü kalabalığı içinde Japonya seyahatimin tatlı anılarını gözden geçiriyorum.

Az ileride bir grup müzisyen Wembley Stadında konser verircesine bir ciddiyetle önlerinde toplanmış yirmi otuz kişiye çalıyor. Etrafım buluşan, vedalaşan, konuşan, gülüşen insanlarla çevrili. Meydanın uğultusu beynimi uyuşturmuşken, yanıma yaşlı, evsiz barksız görünümlü, hırpanice bir Japon amca yaklaşıyor.

Ak sakallı ve nur yüzlü olmasa da, insanın rüyasına girip yaşam koçluğu hizmetleri verebilecek bir gizeme sahip. Nasıl anlaşacağımızı merak ederken, kırık bir İngilizce ile önünde oturduğum köpek heykelini işaret ediyor ve hayvancağızı tanıyıp tanımadığımı soruyor. Dönüp bakıyorum, henüz tanışmadığımız bir kuçucuk; orada niye heykelinin olduğunu bilmiyorum.

Amcam başlıyor anlatmaya; kısmen onun anlattıklarından, kısmen de sonradan okuduklarımdan köpeğin hikâyesini öğreniyorum. Yıl 1925. Profesör Eizaburo her sabah Tokyo Üniversitesine gitmek için evinden çıkar ve Shibuya istasyonuna kadar köpeği Hachiko ile birlikte yürür. Profesör üniversiteye gider, Hachiko da mahallede dolaşır.

Her gün saat üçte Hachiko tekrar istasyonun önüne gelerek sahibini karşılar. Ancak bir gün profesör, üniversitede iken kalp krizi sonucu hayatını kaybeder. Hachiko, o gün de saat üçte istasyona gelmiş, sahibini uzun süre beklemiş ve sonra uzaklaşmıştır.

Hachiko, ertesi gün de saat üçte istasyona gelip sahibini bekler. Ertesi, daha ertesi günler de… Durum, Hachiko ile zaten göz aşinalığı olan istasyon müdürü ve mahalle esnafının dikkatini çeker. Köpeğe bakıp beslemeye devam ederler, o da her gün saat üçte sahibinin yolunu beklemeye…

Sevimli köpeğin sadakati zaman içinde tüm Japonya’da duyulur; insanlar Hachiko’yu görmek, sevmek, yiyecek vermek için Shibuya’ya akın ederler. Yaklaşık on yıllık bir bekleyişten sonra, 1934 yılında, Hachiko istasyonun önünde, sahibini beklediği noktada vefat eder.

Ölümü Japonya’da gazete manşetlerine çıkar, ülkede bir günlük yas ilan edilir, halkın bağışları sonucu toplanan parayla bronzdan bir Hachiko heykeli yaptırılarak Shibuya istasyonunun önüne dikilir. Heykel yine hayranları tarafından ziyaret edilmektedir…

Ta ki İkinci Dünya Savaşına kadar. Savaşın kızıştığı günlerde Japon ordusunun eriterek cephane üretmek için en küçük metal zerreciklerine bile ihtiyacı vardır. Piyasadan çatal kaşıklar bile toplatılıp eritilirken Hachiko’nun heykelinin gözden kaçması imkânsızdır.

Sonunda Hachiko vatani görevini yerine getirmek üzere inzibat tarafından götürülür. Acaba Hachiko’dan elde edilen kurşunlar kime sıkılmıştır? Hiç can almış mıdır? Savaştan sonra, 1948 yılında, Hachiko heykeli yeniden yapılarak istasyonun önüne dikilir.

O günden beri, Hachiko, Tokyo’nun (belki de dünyanın) en yoğun buluşma noktası olma özelliğini korumuştur. Hachiko gibi sadık, dakik Japonlar heykelin önünde buluşmaya devam eder, kurdukları beraberlikler de Hachiko’nunki gibi ömür boyu olur (Bu kısmını biraz abarttım).

Yaşlı amcam, 12 Kasım 1998 gecesi bu hikâyeyi anlattıktan sonra, Hachiko heykelinin önüne biraz para bırakır ve bir dilek tutarsam, dileğimin gerçekleşeceğini söyledi. Mistik amcamın yüzüne şöyle bir baktım. Daha Türkiye’de bile türbe ziyaret etmişliğim yok; bu sevimli Japon kuçusundan mı hayır dilenecektim? Gene de elimi cebime attım, ağırlık yapan bozuk paralara takıldım.

Zaten yarın sabah ülkeyi terk edeceğim, kalan son birkaç kuruşu da şuraya bırakıvereyim, diye düşündüm. Hachiko’nun yanına gittim ve gözlerinin içine baktım. O anda aklıma ne dilek gelir ki? “Japonya’ya ailemle birlikte bir kez daha gelmek istiyorum” dedim.

Hachiko da, “Tamamdır” anlamında bir göz kırptı, ama benden başka kimse fark etmedi. Nereden bilebilirdim dileğimi bu kadar ciddiye alacağını… Tarih, 12 Kasım 1998 idi… Tarih: 13 Kasım 2002. Uçağımız üç yıllığına tayin olduğum Japonya’ya iniyor. Eşim Aysun ve kızım Çağla ile, bir ev bulana kadar kalacağımız otelin yolunu tutuyoruz.

Bir taraftan aklım tarihlerdeki rastlantıda. 12 Kasımda Japonya’dan ayrılıp, 13 Kasımda Japonya’ya dönüyorum. Sanki bir şeye bıraktığım yerden devam edecekmişim gibi. Bir an önce ev bulma çalışmalarıma başlıyorum.

Birkaç tane işe yaramaz ev gördükten sonra, Tokyo’nun en cevval emlakçısı Junko ile tanışıyorum. Bana ısrarla bir ev göstermek istiyor, ama çok merkezi bir yerde olduğu için ilgilenmiyorum. Tercihim daha sakin bir semt olsa da, ısrarlarına dayanamayıp, bir kez bakmaya gidiyorum. Ev, merkezi bir istasyona yürüyerek on beş dakika mesafede, ama bulunduğu yer çok sessiz ve sakin.

Evin içi tam istediğimiz gibi, fiyatı da uygun; olaylar mucizevi bir şekilde gelişiyor. “Tamam,” diyorum, “işte burası.” Junko, eve en yakın istasyonun yolunu göstermeyi teklif ediyor. Çıkıp ara sokaklarda yürümeye başlıyoruz.

Bir süre yol aldıktan sonra geniş bir meydana çıkıyoruz ve Junko bana karşıdaki istasyonu gösteriyor. Benim gözüme koca istasyon binasından ziyade küçük bir heykel takılıyor: Hachiko! Doğru evi seçtiğime iyice emin olup, Junko’dan ayrılıyor, heykelin yanına gidiyorum. “Merhaba, beni hatırladın mı?” “Tabii hatırladım, sen dört yıl önce bir akşam ayaklarımın dibine para bırakan enayi değil misin?

Senden hemen sonra yaşlı, hırpani bir adam gelip paraları topladı.” “Öhö, olabilir tabii… Nasıl bu kadar iyi hatırlıyorsun?” “Kaç senedir burada dikilirim, gelip benden dilek dileyen bir sen varsın.” “Ben de teşekkür etmek istemiştim zaten.

Bu kadar ciddiye alacağını düşünmemiştim. Aklımdan bir iki haftalık bir seyahat geçerken, üç yıllık bir tayin… Ne diyeyim, Allah tuttuğunu kemik etsin.” “Eyvallah, olsun o kadar… Nasıl, bulduğum evi beğendin mi?” “Ben de onu diyecektim şimdi…

Bizi buraya getirtmekle kalmadın, evimizi de kendi semtinde ayarladın.” (Bulduğum ev, Hachiko ile sahibinin eskiden oturduğu evin çok yakınındaydı.) “Tamam, fazla uzatmana gerek yok. Japonya’nın tadını çıkar.

Bak saat üç olmuş, her an sahibim gelebilir, ben istasyondan çıkanları kollayayım.” Binlerce insan akıyordu istasyondan Shibuya Meydanına. Hachiko seksen yıldır Profesör Eizaburo’yu bekliyordu. Belki bugün gelirdi… Ben, sessizce, “Görüşürüz” diyerek yanından ayrıldım.

Hachiko’nun çevresi her zamanki gibi sevdiklerini bekleyen yüzlerce kişi tarafından kuşatılmıştı. Hachiko yine bana göz kırptı, yine benden başka kimse fark etmedi!

('Francis Bacon; Okumak bir insanı doldurur; Konuşmak onu hazırlar; Yazmak ise olgunlaştırır.')

Bu kitabı herkes okumalı diyorsan kitap hakkındaki düşüncelerini yorum bölümüne yazabilir ve binlerce kişinin bu kitabı okumasına vesile olabilirsin! ; Kitabe.org

Bu Kitap Neden Okunmalı?

avatar