Jale Sancak – Burada Mutlu Değilim

– Egemenciğim, bu ana-oğul söyleşisi iyi bir söyleşi olacak mı bakalım, sen ne dersin? Ben de bilmiyorum doğrusu. – Önce çocukluk döneminden başlayalım, sence nasıldı çocukluğun? Eğlenceliydi. Çok eğlenceliydi. Bahçede büyüdüğüm için… – Mesela neler yapardın? Bir sürü arkadaşım vardı. Bütün gün bahçede oyun oynardık. Sonra basketbol oynardım. Hiç sıkıcı geçmedi. İyiydi. – Hareketli ama sakin ve uslu bir çocuktun.

Bizi yemek yemenin dışında pek üzmezdin. Ortaokul sıralarında Mısır uygarlığına merak salmıştın. Bir ara arkeolog olmak istemiştin hatta. Liseye giderken gitar dersleri almaya başladın. Arkasından küpe taktın, sonra saçların mohawk oldu, sarıdan pembeye birçok renge boyadın saçlarını, metal takıların oldu, yırtık pırtık, yerleri süpüren pantolonların, dövmelerin.

Punk’ı benimsedin. Eve geceyarıları gelmeler falan, Kadıköy Barlar Sokağı müdavimliği… Birtakım değişimler yaşadın. Evet. O sıralarda punk müzik dinlemeye başlamıştım. Punk sadece bir müzik değil. Punk’a nasıl baktığın önemli. Punk kelimesinin anlamı, istediğin her şeyi yapabilmek. Bütün dünyada böyle bu. – Punk, başkaldırı üzerine kurulu bir şey değil mi?

Punk müziğinin çıkış noktası yapmacık rock ve pop müziğine karşı çıkmaktır. Milyon dolarların döndüğü, EMI gibi büyük şirketlerin plak bastığı sanata karşı çıkmak ve başka, alternatif bir sanat yaratmaktı. Yani müziğin değil sözlerin çok önemli olduğu bir şey yaratmaktı. – Punk’ta düzen eleştirisi var mıdır? Tabii ki, vardır.

Ciddi bir muhalefet vardır. – Sen punk olmayı seçerken bütün bunların bilincinde miydin, yoksa başlangıçta sadece bir özenti miydi? Başlangıçta da bilincindeydim. Beni rahatsız eden, insanların klasik bir ahlak anlayışı olmasıydı. Zaten punk’ın dayandığı iki nokta, nihilizim ve anarşizmdir. Nihilist olma noktasıydı. Saçının başının, giyiminin ne olduğunun çok önemli sayılmadığı bir dünyada yaşamalıyız ama öyle bir toplumda yaşamıyoruz biz.

Benimki, kuralların bana ne kadar saçma geldiğini göstermekti. – Punk felsefesini nasıl, kim aracılığıyla keşfettin? Arkadaşlarım vardı. Dinlediğim müzik grupları vardı, ama daha çok arkadaşlarımla konuşa konuşa oldu. Mesela barlar sokağında dövmeci Kadir vardır, onunla konuşmak çok yararlıdır, o ciddi bir anarşisttir.

Ben anarşist değilim, ama anarşist felsefe konusunda ondan öğrendiğim çok şey var. – Egemen, o dönemde birçok insana kışkırtıcı ve ilginç gelebilecek bir görünümün vardı. Beni bu yüzden hayli korkutmuştun. B – Çatıştığınız gruplar hangileriydi? Solcu gruplar, sağcı gruplar, başkaları; aslında bizim gibi düşünmeyen herkes. – Oturduğumuz semtte, kendini ülkücü olarak adlandıran gençlerin saldırısına uğramıştın. Ben ocağı basmaya niyetlenmiştim.

Hatırladığım kadarıyla metalcilerle, rocker’larla da ters düştüğünüz oluyordu… Evet, onlar da punk’ları pek sevmezler. Onlarla anlaşmak zordur. Kimileri mezar hikâyelerine, ortaçağa, vampir hikâyelerine dönüktür. Durmadan bundan söz ederler. İçlerinde punk’a en yakın grup rap’çilerdir. Ben severim onları. Söyleyeceklerini direkt söylüyorlar, kıvırayım gibi bir dertleri yok.

Bu iyi bir şey. – Mezar hikâyelerine dönük olduklarını söyledin ya, öyleyse sana göre genç insanlar daha çok yaşama dönük olmalı. Tabii. Mesela ben hiçbir zaman ölümü, intiharı düşünmedim. Niye ölümü düşüneyim, yirmi üç yaşındayım ben. Düşünecek başka bir sürü şeyim var. Onlarla ilgileniyorum. Hedeflerim, amaçlarım var. – Punk, rock, metal müzik dinleyen gençler uyuşturucu kullanır diye genel bir kanı vardır, buna ne diyorsun? Yok öyle bir şey…

Evet, uyuşturucu kullananlar da var, hatta ağır uyuşturucu kullananlar da var, hap kullananlar… Ama bu herkes içiyor ya da içecek anlamına gelmez. İçki daha çok içilir. Ayrıca siyasi gruplar içinde uyuşturucu kullananlar da var. Bunu belli bir kesime mal edemezsiniz. – Sen ne düşünüyorsun uyuşturucuyla ilgili? Uyuşturucu çok riskli bir şey.

Benim savunduğum her şeyi yok ediyor. Özellikle kimyasal olanları. Bir kere düşünmeyi engelliyor. Hayatımda böyle birinin olmasını istemem. Olursa da çok fazla görüşmemeyi tercih ediyorum. Aslında başlamak hata. Problem burada başlıyor. Bu duruma türlü gerekçeler buluyorlar. – Sorunlar, dertler… ya da bir şeye tutunma ihtiyacı, ait olma, orada var olma isteği gibi mi? Ben bunların hiçbirine inanmıyorum. O kadar seçeneksiz bir dünyada yaşamıyoruz.

Belki hiçbir seçeneğimiz kalmasaydı tamamdı, ama bir sürü seçeneği var insanın. Özellikle bu çağda, İstanbul gibi bir yerde, çok da para harcamadan yapılacak sürüyle şey var. Bu yüzden uyuşturucuya, hapa bu kadar para harcamaya gerek yok. Hiçbir şey yapamıyorlarsa, bir köşede durup insanlarla muhabbet etsinler, konuşsunlar, anlamaya çalışsınlar. – Egemenciğim, bu biraz da kişinin psikolojik durumuyla, belki de hayata nasıl baktığıyla da ilgili olmalı sanırım.

Tabii. Ben şimdi uyuşturucu bağımlısı bir gencin başından geçenleri anlatan, uyuşturucu karşıtı bir film çekmeyi düşünüyorum. Senaryoyu yazarken şunu düşündüm, uyuşturucu satan birisi bunun içildiğinde mutluluk vereceğini söyleyebilir, ama etkisi geçince ne olacağını söyleyemez. Kısa bir mutluluk için değmez, bence başka bir şey yapsınlar. – Peki aileler çocuklarına nasıl davranmalı sence? Bizim toplumumuzda şöyle bir hata var, geleneklerimize, göreneklerimize çok bağlıyız sözde. Bu büyük bir yalan. İnsanların yapamadığı şeyleri söylemesi gibi.

Önce çocuklarımıza sorumluluk vermeyi öğrenmeliyiz. Sorumlulukları olan çocuklar da uyuşturucuya ilgi duymaz. Sorumluluk vermek otur ders çalış, sınıfını geç, git ekmek al, para kazan demek değil. Aile zenginse spora, gitar kursuna, bale kursuna göndermek değil. Bizde bunlar sorumluluk sanılıyor. Oysa çocuğu ilgi alanlarına göre yetiştirmek, ona saygı duymak, birey olmasını sağlamak gerekir. – Şimdi tam da burada, yeri gelmişken soralım efendim, biz sana nasıl bir anne-baba olduk Egemenciğim?

Eleştiri ve atış serbesttir. Yok canım, iyiydi, rahattı. Şimdi de öyle. Bir problem yaşamadım sizle. Arkadaş gibi olduğumuz için. – Zaman zaman çatıştık, tartıştığımız oldu, bu ister istemez oluyor… Evet, ama bizim tartışmalarımız farklı oldu. Mesela babamla ideolojik tartışmalarımız oldu. Ya da insanlar, ilişkiler üzerine. Seninle sanat üzerine oldu.

Ben hep söylüyorum, benim ailemin en iyi tarafı telefonlarında ismimin, oğlum ya da benzeri başka bir şey olarak değil Egemen olarak geçmesi. Bu beni birey yerine koymaktır. Beni küçüklüğümden beri birey yerine koydunuz, söz hakkım oldu, beni dinlediniz. Bu çok ideal bir şeydi. – Fazla dayatmacı olmamaya çalıştık sanırım. Evet, öyle bir şansım oldu.

Deneyip görmek gibi. Denemeden, başkalarının deneyimleriyle bilgi sahibi olmak değil, yaşayıp anlamak gibi. – Türk toplumunun ve ailelerin gençlere karşı tutumlarını nasıl buluyorsun? Çocuklar acayip korkuyla büyüyorlar. Bu ciddi bir problem yaratıyor. Çoğu ben oturup babamla şunu konuşamam, anneme bunu anlatamam diyor.

Çok yakın bir arkadaşımın babasıyla doğru düzgün bir ilişkisi yok. Ben bazen acaba bu çocuk üvey evlat mı diye kuşkulanmıştım. Bir baba-oğul ilişkisi bu kadar soğuk olamaz. Bir sabah, babam benimle ilk defa konuştu diye gelip anlatmıştı bana. Bu kadar da olmamalı. Bizim toplumda zannediliyor ki çocuğun her türlü maddi ihtiyacı karşılandığı zaman ailesi tarafından bütün problemleri çözülmüş olacak. – Bir anne-baba çocuğuna daha başka neler vermeli?

('Francis Bacon; Okumak bir insanı doldurur; Konuşmak onu hazırlar; Yazmak ise olgunlaştırır.')

Bu kitabı herkes okumalı diyorsan kitap hakkındaki düşüncelerini yorum bölümüne yazabilir ve binlerce kişinin bu kitabı okumasına vesile olabilirsin! ; Kitabe.org

Bu Kitap Neden Okunmalı?

avatar