Kategori: Polisiye

Onay Yılmaz – Ölüm Deltası – Delta Neyi Gizliyordu da Sırrına Yaklaşanlar Ölüyordu?

Güzel bir kasım sabahıydı. Doğancalı Salih, küçük sandalıyla Çernek Gölü’nde küçük sandalıyla balık avlıyordu. Deltadaki göllerde ve denizde tuttuğu balıkları köyde satarak geçimini sağlıyordu Salih. Balıkçılık babadan kalma bir meslekti. Gerçi deltada göçmen kuşlar projesi yüzünden kasım ayında balık avı yasaktı. Ancak Salih’in bu yasağa pek aldırdığı yoktu. Hiç kimse ve hiçbir proje, onun bu […]

Oliver Sacks – Karısını Şapka Sanan Adam

Somut zamanda “kayıp” olan bir insanın varlığını oturtabileceği, kendini var kılabileceği bir yer var mıdır? Varlığının farkında bile olmadan kullandığımız duyularımızın küçük bir kısmını kaybettiğimizde neler olabilir? Profesör Sacks’tan romantik tavırlı, geniş ve açık uçlu yaklaşımlarla örülmüş “ciddi” bir kitap. Sıradan her insan için “zihinsel” bir yolculuk, nöroloji ile ilgilenenler içinse kaçınılmaz kaynak. Pascal’ın dediği […]

Ngaio Marsh – Tiyatroda Cinayet

2 1 Piyes Başlarken 5 MAYIS günü Arthur Surbon, amcası Jacob Saint’i görmeye gitti. Arthur Surbon aktördü, Jacob Saint ise meşhur ve zengin bir tiyatro menajeri. Asıl soyadları başkaydı tabiî. Jacob Amca zengin olmaya başlayınca kendisine Saint ismini daha münasip görmüş, fakat yeğeni Arthur’un aynı adı almasına müsaade etmemişti. “Tiyatro âleminde bir Saint kâfi,” diye […]

Ngaio Marsh – Kanlı Eldiven

ALFRED BELT, çay suyunun kaynamasını bekliyordu. Gözleri duvar takvimine dalıp gitmişti: ÜsƩe LiƩle Coming Garajı’nın ilânı:«GÜLER YÜZ VE EN İYİ HİZMET GEO. COPPERİ.l»ânın altında çizmeli bir kedi resmi, en altta da mart ayının takvimi. Alfred yaprağı kopardı. Mart bitmişƟ. Elma dallarının arasından gülümseyen küçük bir kızın fotoğrafıyle nisan ortaya çıktı. Su kaynıyordu. Üzerinde Bay Pyke’ın […]

Ahmet Ümit – Sis ve Gece

Buraya nereden, nasıl geldim, bilmiyorum! Camları kalın bir toz tabakasıyla kaplanmış, pencere pervazları kararıp içten içe çürümüş, yaşlı duvarları koyu yeşil yosunlarla örtülmüş ve kanatlı demir kapısı sanki sonsuza kadar kapanmış gibi duran bu konağın önünde amaçsızca dolaşırken buldum kendimi! Bakımsız bir mezarlığı andıran bu büyük bahçede, görkemi ürkütücü bir kalıntıya dönüşmüş bu zavallı binanın […]

Ahmet Ümit – Patasana

“Kentin alanlarını boğazladığım insanların cesetleriyle doldurdum. Kenti ve evleri yaktım yıktım; temelinden çatısına kadar parçaladım. Tuğla ve kerpiçten tapınak kulelerini, tapmakları ve tannlan yerle bir ettim. Fırat’tan kentin ortasına kanallar kazdırıp kente sular akıttım. Gelecekte kentin, tapmakların, tanrıların yerlerini hiç kimsenin bulmaması için suda boğdum…” Asıır Kralı Sanherib’in yazdırdığı bir tabletten. Samuel Noah Kramer, Mesopotamien, […]

Ahmet Ümit – Kar Kokusu

İki gündür aralıksız yağan kar akşam üzeri durdu. Moskova’nın gri silueti geceyle birlikte mavi bir ayaza büründü. Kenti çevreleyen birbirinin aynı apartmanlardan merkezdeki yüzyıllık görkemli taş yapılara, devlet binalarının kızıl yıldızlı kulelerinden ünlü katedrallerin altın kubbelerine kadar, camdan bir gecenin içine gömülen bu yaşlı kent, pusulasını yitirmiş, nereye gittiğini bilmeyen buzdan bir gemiye benziyordu. Moskova’nın […]

Ahmet Ümit – Beyoğlu’nun En Güzel Abisi

Karanlık… Soğuk havayla iyice ağırlaşan bir karanlık. Uzaklardan şarkılar geliyor kulağına, neşeli kadın sesleri, ayarını yitirmiş sarhoş naraları, biri küfrediyor belki ana avrat, belki ağlıyor biri hıçkıra hıçkıra, belki biri sessizce ölüyor bu gürültünün, bu hengâmenin ortasında. Umurunda değil. Hepsinden sıyrılmış, sadece öfke… Onu tepeden tırnağa titreten, tepeden tırnağa kuşatmış olan öfke… Belki geçtiği bu […]

Ahmet Ümit – Beyoğlu Rapsodisi

Yazgıya inanmam, ama olaylar bu düşüncemin yanlışlığını kanıtlamak istercesine ardı ardına sıralanmaya başladığında, bunları kurgulayan biri mi var, diye endişelenmekten de kendimi alamam. Geçtiğimiz güz de böyle olmuştu. Asla bir araya gelemeyecek kişiler buluşmuş, hiç ilgisi olmayan olaylar birbirine bağlanmış, konular iç içe geçmiş; böylece biz üç eski kafadar, Beyoğlu’nun o kederli sonbahar günlerinde tuhaf […]

Ahmet Ümit – Agatha’nın Anahtarı

Pera Palas’ın pastanesinde oturmuş İhsan’ı bekliyorum. Gözlerim, pastanenin kartonpiyerlerle süslenmiş tavanlarında, eski avizelerinde, nakışlı aynalarında ürkek ürkek gezinirken, üniversiteden mezun olduğumuzdan beri İhsan’la görüşmediğimizi anımsıyorum. Telefondaki sesini bile güçlükle tamdım. O beni gazetelerden izliyormuş, son romanımı da okumuş. “Nereden çıktı bu polisiye sevdası?” diye sormuştu. “Bilmem, çıktı işte,” demiştim, anlamsızca gülümseyerek. “İyi olmuş. Ben de […]

Ahmet Ümit – Sultanı Öldürmek

“Merhaba Müştak, ” diyen sesin daha ilk hecesini duyduğumda tanımıştım onu; Nüzhet’ti. Yirmi bir sene önce beni terk eden kadın. Beni terk ederken bıraktığı o veda mektubunu saymazsak, yıllardır tek satır yazmayan, bir kez olsun telefonumun numarasını çevirmeyen, kapımı çalmayan, bir kuru selamı bile çok gören büyük aşkım, kalbimin ve hayatımın sultanı… Sanki bunlar hiç […]

Ferdinand von Schirach – Suç #2 – Bir Ceza Avukatından Gerçek Hikâyeler

Ağustos’un ilk günü bu mevsim için bile fazlasıyla sıcaktı. Kasaba kuruluşunun altı yüzüncü yılını kutluyordu, havada kavrulmuş badem ve pamuk şekeri kokusu vardı, kızarmış yağlı etlerden yayılan buhar insanların saçlarına siniyordu. Panayırlarda hep olan şeyler vardı: Atlıkarınca, çarpışan arabalar, havalı tüfekler… Kasabanın yaşlıları eyyam-ı bahurdan [1] bahsediyordu. Açık renk pantolon giymiş ve gömleklerinin üst düğmelerini […]

Ferdinand von Schirach – Suç #1 – Bir Ceza Avukatından Gerçek Hikâyeler

Jim Jarmusch, Çin imparatoru hakkında bir film yapmaktansa, köpeğiyle yürüyüşe çıkan bir adamın filmini yapmayı tercih ettiğini söylemişti bir keresinde. Benim durumum da aynen böyle. Ceza davaları hakkında yazıyorum, yedi yüzden fazlasında savunma yaptım. Ama aslında insan hakkında yazıyorum; başarısızlığa uğraması, suçluluğu ve ihtişamı hakkında… Bir ağır ceza mahkemesine başkanlık yapan bir amcam vardı. Bu […]

Esmehan Aykol – Kitapçı Dükkanı

Dükkânın çevresinde deli gibi dönüyorum. Park yeri yok. Sabah sabah bu yarım saatlik park yeri arama turu iyice sinirimi bozuyor. Tüy diker gibi! Şurada cinnet geçirsem n’olacak? Bakkal, çaycı yardıma mı koşacak? Ayrıca, koşsalar n’olacak? Cinnet minnet geçirmemeye çalışıyorum o yüzden. Tam bu sırada, ben cinnet hususunda kendimi ikna etmeye çalışırken, adamın biri de arabasının […]

Erle Stanley Gardner – Esmer Kızın Davası

AKŞAM üstleri, Adams Street’de pek kimseler olmazdı. Yayalar, işle oturma muhitleri arasında uzanan bu caddeden ancak otobüs ya da tramvay duraklarının bulunduğu anacaddeye çıkmak için geçerlerdi. Biraz önce dışişleri mahkemesinde zorlu bir davayı sonuçlandırmış olan Perry Mason, mahkeme salonundaki sinir harbinden sonra kendine gelebilmek için arabasını ağır ağır sürüyor, Mason’un huyunu iyi bir sekreterden beklendiği […]

Erle Stanley Gardner – Cesur Dul

Kuvvetimize güvenerek birbirimizi HAYVAN yerine koyarsak DAHA KUVVETLİ bir üçüncü gelerek her ikimizi de HAYVAN yerine koyar. İNSAN’ın HAYVAN’dan en büyük farkı : ZORBA’lardan fırsat buldukça kendisini güdecek ÇOBAN’ı kendisinin seçmesi. ZORBA’lardan fırsat bulamadığı zaman da bir gün çobanını seçebilmeyi DÜŞÜNEBİLMESİ’dir…   Perry Mason öğle yemeğini yedikten sonra ofise döndü ve Della Street’i telâş içinde […]