Kategori: Mizah

Julian Barnes – İngiltere İngiltere’ye Karşı

“İLK ANINIZ NEDİR?” diye sorarlardı ona bazen. O da, “Anımsamıyorum, ” diye yanıt verirdi. Çoğu kimse bunun bir şaka olduğunu düşünürdü; gerçi bazıları da, onun göründüğünden daha akıllı biri olduğundan şüphe ederdi. Ama gerçekte, inandığı şey buydu. “Ne demek istediğinizi gayet iyi biliyorum, ” derdi duygularını paylaşanlar, söylediğini açıklayıp basitleştirmeye hazırlanarak. “İlk anımızın hemen arkasında […]

José Saramago – Görmek

Ne berbat hava, diye yakındı on dört numaralı oy verme bürosunun, kalbi dışarı uğrayacakmış gibi atan sandık kurulu başkanı, üzerinden zırıl zırıl sular akan şemsiyesini sertçe kapatıp arabasını bıraktığı yerden adımını içeri attığı kapıya kadar kırk metre soluk almadan koşmasına karşılık pek işe yaramamış olan gabardin yağmurluğunu sırtından çıkarırken. Umarım en son gelen ben değilim, […]

Jose Saramago – Filin Yolculuğu

José Saramago Filin Yolculuğu’na hastalığı nedeniyle sık sık ara vermek zorunda kaldı ve romanının bir bölümünühastane yatağında yazdı. Eşinin ifadesine göre, en büyük korkusu bu kitabı tamamlayamamaktı. Yapıtını bitirebilmesiyle hem edebiyat dünyası zenginleşti hem de Saramago’nun belki de son yapıtını okumaktan mahrum kalmadık. Yazarın üslubu ve çeviriyle ilgili birkaç noktaya dikkat çekmenin okura yararlı olabileceğini […]

John Steinbeck – Yukarı Mahalle

Bu kitabı yazarken Paisona’ların böylesine meraklı, kurnaz, fakir ve huysuz olduklarını bilmiyordum. Onları, yaşadıkları hayatın güç şartlarıyla haşır neşir olmuş, dayanıklı, cana yakın insanlar olarak tanırdım. Yazgıya böylesine boyun eğme, bir erdem olsa gerektir. Anlatacağım hikâyelerde bu insanların bu kerte kurnaz ve akıllı olduklarını bilseydim, kesinlikle yazmaya kalkmazdım. Küçükken bir okul arkadaşım vardı. Esmer, temiz […]

John Steinbeck – Sardalye Sokağı

California’da Monterey’in Sardalye Sokağı bir şiir, bir koku, gıcırtılı bir ses, bir ışık demeti, bir renk, bir itiyat, bir özlem, bir rüyadır. Sardalye Sokağı bir araya toplanmış, darmadağın olmuştur. Teneke, demir, pas, kıymıklı tahta parçası, delik deşik kaldırım, ot bürümüş arsa, hurda yığını, oluklu saçtan yapılmış sardalye kutuları, korna sesleri, aşçı dükkânları, kerhaneler, küçücük yerlere […]

John Fante – Toza Sor

Bir gece Bunker Hill’deki otel odamın yatağında oturuyordum, Los Angeles’ın tam ortasında. Hayatımın önemli gecelerinden biriydi çünkü otelle ilgili bir karar vermek zorundaydım. Ya öde, ya da çık: ev sahibemin kapının altından attığı notta böyle yazıyordu. Hassasiyet gerektiren önemli bir sorunla karşı karşıyaydım. Sorunu ışıkları söndürüp yatağa girerek hallettim. Sabah uyandım, daha fazla egzersiz yapmam […]

Chuck Palahniuk – Tıkanma

Eğer bunu okumaya niyetliyseniz vazgeçin. Birkaç sayfa okuduktan sonra, burada olmak istemeyeceksiniz. Bu yüzden unutun gitsin. Gidin buradan. Hâlâ tek parçayken hemen kaçın. Kendinizi kurtarın. Televizyonda mutlaka daha iyi bir şeyler vardır. Ya da madem bu kadar boş vaktiniz var. Gidin bir akşam kursuna falan katılın. Doktor olun. Kendinizi adam edersiniz belki. Kendinize bir akşam […]

Chuck Palahniuk – Pigme

Eleman ben, ajan 67 numaranın ilk beyanı burada başlıyor. Ortabatı Amerika’da, büyük havaalanına iniyor. Tarih . Uçuş numarası . Görev ivedi, zorluk derecesi yüksek. Kod adı: Kargaşa Operasyonu. Diğer elemanlar, eleman Tibor, ajan 23; eleman Magda, ajan 36; eleman Ling, ajan 19, göçmen kontrolü ardından güvenlik noktalarını geçerek kendi ev sahibi aileleriyle kucaklaştılar bile. Hepsi […]

Chuck Palahniuk – Ölüm Pornosu

Herifin teki, üstünde yalnızca baksırı, bütün gün açık büfe masasının önünde durup barbekü soslu patates cipslerinin üzerindeki portakalrengi tozu yaladı. Yanında duran başka bir herif ise, kepçe gibi kullanarak soğanlı sosa batırıp çıkardığı cipsin üzerindeki sosu yalıyordu. Aynı vıcık vıcık cipsi sosun içine habire batırıp duruyordu. Heriflerin, kendilerine ait olduğunu iddia ettikleri şeylerin içine sıçmasının […]

Chuck Palahniuk – Günce

Bunu okuduğun zaman hatırladığından daha yaşlı olacaksın. Senin karaciğer lekelerinin resmi adı hiperpigmentli lentigine’dir. Kırışıklığın anatomideki resmi adı ise rhytıdosis’tir. Suratının üst kısmındaki çizgiler, yani alnındaki ve gözlerinin çevresindeki rhytidosis’ler dinamik kırışıklardır, bunlara hiperfonksiyonel yüz çizgileri de denir ve deri altındaki kasların hareket etmesiyle oluşurlar. Suratın alt kısmındaki çoğu kırışıklık güneş ve yerçekiminin oluşturduğu statik […]

Chuck Palahniuk – Gösteri Peygamberi

Deneme, deneme. Bir, iki, üç. Deneme, deneme. Bir, iki, üç. Bu belki çalışıyordur. Bilmiyorum. Beni duyabilecek misiniz, bunu da bilmiyorum. Ama duyabiliyorsanız, dinleyin. Ve eğer dinliyorsanız bulduğunuz, yolunda gitmeyen her şeyin hikâyesidir. Bu, sizin tabirinizle 2039 sayılı uçağın kayıt aleti. İçinde geriye kalan her şeyin kaydını sonsuza dek saklayacak bir tel yumağı olan ve portakal […]

Viktor Pelevin – Omon Ra

Yeryüzünün en sınır tanımaz ve yaratıcı romancılarından Pelevin bu kez uzaya el atıyor. Sovyet Uzay Programı üzerine acımasız bir hiciv ve tek hayali kozmonot olup uzaya çıkmak olan Omon’un kara mizahla yüklü öyküsü. Fantastik yazının eşsiz örnekleriyle tüm dünyada büyük ilgi uyandıran Viktor Pelevin, saçmalığı estetik sınırlarına vardıran ve eleştirmenlerin Gogol ve Bulgakov’un eserleriyle kıyasladığı […]

Victoria Alexander – Sonunda Ben de Sevdim

Ağustos 1854 Bir erkeğin tek arkadaşının bir şişe konyak olması çok talihsiz bir durumdu. Özellikle de şişe hiç açılmamışsa. Norcroft Kontu Oliver Leighton en sevdiği kulüpte her zamanki masasına oturmuş boş gözlerle şişeye bakarken, dalgın bir biçimde elindeki dört bozuk parayı sallıyordu. Bunun olacağı kimin aklına gelirdi ki? Oliver’m aklına gelmediği kesindi. Sona kalacağını hayal […]

Victor Pelevin – Buda’nın Serçe Parmağı

Atların ve insanların yüzlerine, irademin gücüyle büyüyen ve şimdi günbatımı kızıllığındaki stepten hiçliğe doğru atılan bu sınırsız yaşam seline bakarken sık sık düşünürüm; bu akışın içinde benim yerim neresi? cengiz han 1920’li yılların başlarında İç Moğolistan’daki manastırlardan birinde yazılmış olan bu elyazmasının gerçek yazarının adı, pek çok nedenden dolayı, verilemeyecek; eser onu yayına hazırlayan editörün […]

Umut Sarıkaya – Benim De Söyleyeceklerim Var Üç

“Feridun Abi çok tatlıdır yaa. Canım benim. Nasılsın Feridun Abi ? Rica etsem şu zarfı muhaberat departmanına götürür müsün?” dedi yeni giren stajyer kız ve gözlerini sımsıkı yumarak sevimli bir şekilde Feridun’u selamladı. Feridun, kendine tahsis edilmiş bilgisayarsız, deftersiz, kalemsiz, üzerinde sadece ellerinin olduğu masasından kalkarak kızın yanma gitti. Kız güzeldi, “Feridun Abi çok tatlıdır […]

Umut Sarıkaya – Benim De Söyleyeceklerim Var İki

Her erkeğin buluşmasının o istenilen sonucuna varmıştım. İşte dolmuşta onun evine doğru gidiyorduk. Aman Allah’ım, ne kadar da kolay olmuştu her şey. Normal insanlar gibi buluşmuş yemek yemiş, biraz içki içmiş ve evine gidiyorduk. Hiçbir falso yapmamıştım. Ne aşırı taşkınlık ve coşum hali, ne de aşırı çekingenlik. Esprilerim yerinde ve dozundaydı, ucuz bir insan gibi […]