Kategori: Macera

Henri Charriere – Kelebek

1967 Temmuzunda, servetini sıfıra indiren büyük yer sarsıntısından bir yıl sonra, altmış yaşlarında bir genç adam Albertine Sarrazin’den söz edildiğini duymasa bu kitap yazılmayacaktı. Sarrazin, tepeden tırnağa ışıltı, gülümseme ve yüreklilik dolu bir kara elmastı. Bir yıl içinde, ikisi cezaevi günleriyle kaçışlarını anlatan üç kitap yazmış; bütün dünyaya ün salmıştı. Altmış yaşlarındaki genç adamın adı […]

Stephen King – Yeşil Yol

Olay 1932’de, eyalet cezaevi hâlâ Cold Mountain’dayken oldu. Elektrikli sandalye de oradaydı tabii. Mahkûmlar sandalye konusunda şakalaşırlardı. Inǚ sanların korktukları ama kaçamadıkları her şeyi şakaya vurdukları gibi. Ona Big Sparky, yani Koca Elektrikli derlerdi. Elektrik faturası konusunda şaka yaparlar, Müdür Moores’ın karısı Melinda Şükran Günüyemek pişiremeyecek kadar hasta olduğunda gardiyanın yemeğini nasıl pişireceğiyle dalga geçerlerdi. […]

Stephen King – Tom Gordon’a Aşık Olan Kız

DUNYANIN dişleri vardı ve canı ne zaman isterse ısırabilirdi seni. Trisha McFarland, bunu dokuz yaşındayken keşfetti. Haziran başlarında, bir sabah saat onda, annesinin Dodge karavanında oturmuş, üstüne Red Sox topa vuruş antrenman kazağını giymiş (sırtında 36 GORDON yazılı olan), bebeği Mona ile oynuyordu. Saat on buçukta ormanda kaybolmuştu. On birde artık korkmamaya, “Bu tehlikeli, bu […]

Angela Nanetti – Dedem Bir Kiraz Ağacı

Ben dört yaşındayken, iki dedem ve iki ninem vardı. Babamın anne babası olanlar şehirde, annemin anne babası olanlarsa köyde yaşıyorlardı. Şehirde yaşayanların adları Antonietta ve Luigi’ydi ve bütün öteki şehirliler gibiydiler. Köydekilerin adları da, Teodolinda ve Ottaviano’ydu ve onlar hiç kimseye, komşularına bile benzemiyorlardı. Şehirdeki ninemle dedem, bizim binada oturuyorlardı; bu yüzden, onları günde en […]

Andy Marrifield – Eşeklerin Bilgeliği

Schubert’i düşünmekten kendimi alamıyorum. 20 numaralı piyano sonatını. Ben gökyüzüne doğru pedal çevirirken, hüzünlü melodisi zihnimde dönüp duruyor. Schubert’in yavaş, net, aralıklı akorları, benim aheste pedal çevirişimle, derin derin nefes alıp verişimle uyum içinde. Yeşilin müziğini dinliyorum, radyoya ne hacet. Öğle sonrasının güneşi altında, bu kasvetli melodiler öyle sevinç veriyor ki şaşırıyor insan. Fransa’nın Auvergne […]

Gregory David Roberts – Shantaram

Aşk, kader ve yaptığımız seçimler hakkında bildiklerimi öğrenmem çok uzun sürdü, dünyanın pek çok yerini dolaşmam gerekti ama hepsinin özünü bir anda, bir duvara zincirlenmiş halde işkence görürken kavradım. Beynimde yankılanan çığlıklar arasında, elim kolum bağlı ve tamamen çaresizken aniden farkettim, hala özgürdüm. Bana işkence eden adamlardan nefret etmekte ya da onlan bağışlamakta özgürdüm. Kulağa […]

Glenn Meade – Son Tanık

Sevdiğini işte böyle bulursun. Adın David ve alelade bir çocuksun -21’inde pek çocuk denemez ama hâlâ masum- karşı cins karşısında mahcup ve sakarsın, erkekliğe giden yolu el yordamıyla buluyorsun. Frankfurt yakınındaki Amerikan üssünde yaşayan fırlama asker çocuklarından birisin, kızlardan, sinemadan ve beyzboldan hoşlanıyorsun. Bütün gençler gibi, annen ve babanla pek anlaşamıyorsun. Bu, babanla yumruklaşmaya varan […]

Gerard De Villiers – Sas #94 – Brunei Macerası

Peggy Mei-Ling kendinden emin bir hareketle sağ gözünün makyajını da tamamladı. Açık renk teni, oval yüz şekli ile bir Çinli’den çok bir Avrupalı’ya benziyordu. Anne tarafından ailesinin kökü Mançurya’ya uzanıyordu. Bu nedenle çok uzun bir boya sahipti. Kısa ve kıvırcık saçlarının aynı kökenden gelen hemcinslerinin sert ve siyah saçlarıyla bir ilgisi yoktu. Peggy Mei-Ling makyajını […]

Gerard De Villiers – Sas #78 – Boris Gelb İle Randevu

Kâffe Kalinka’nın kapısının açılırken çıkardığı sesi duyan Valeri Leonid Oganyan midesinin kasıldığını hissetti. Kaşığını bırakmadan kafasını kaldırdığında ak saçlı bir İsveçli’yi farkedince Rus’un sinirleri yatışıverdi. Çorbasından bir kaşık alır almaz yüzünü ekşitti. Bu bir Bortch değil, şeker pancarından yapılma iğrenç bir çorbaydı. Rezalet bir şey bu! Dedi. Düşüncelerim böyle zararsız bir konuda yoğunlaştırmak onu rahatlatmıştı. […]

Gerard De Villiers – Sas #63 – Abudabi Serüveni

Gömüldüğü koltukta Pepsi Kolasını yudumlamakta olan Arap, asansörden çıkanları görünce az daha elindeki şişeyi yutacaktı. Hotel Meridien’in holünde ilerleyen iki dilberin yüksek ökçeli ayakkabıları mermer zeminde tok sesler çıkarıyordu. Abu Dabili Arap Tanrının bu çifte mucizesini daha iyi görebilmek için yerinde doğruldu. Kadınlardan biri esmerdi. Topuz yaptığı saçlarına altın işlemeli fildişi taraklar takmıştı, iri gözlerinde […]

Gerard De Villiers – Sas #57 – Endonezya Şeytanı

Özgürlük Meydanı‘nın tam ortasında bir deli durmuş, meydanı süsleyen ve Endonezya’nın bağımsızlığını simgeleyen som altından yapılma aleve ana avrat küfrediyordu. Malko temkinli davranarak kaldırımın kuytu bir köşesine çekildi. CIAnin burayı buluşma yeri seçmesi, tam bir çılgınlık örneğiydi. İlerde, ışıklar içinde göğe yükselen İnter-Endonezya Oteli fark ediliyordu. Malko o otele yerleşmişti. Bulunduğu meydan ise, ortasındaki bağımsızlık […]

Gerard De Villiers – Sas #53 – Ayetullah’ın Dulu

Şarnilar Hasani yüksek bir bar taburesinin üzerine oturmuş sıkıntılı gözlerle çevresini inceliyordu. New York’un en çılgın diskoteği Arena’da yılın en çılgın gecelerinden biri yaşanıyordu. “Egzotik Gece” adı altında düzenlenen parti oldukça kalabalıktı. Üç bin metrekarelik bir hangarın diskoteğe çevrilmesi ve buna eklenen özel odalardan oluşan Arena, sadece ünlü ve zenginlerin girebildiği özel bir kulüp niteliği […]

Gerard De Villiers – Sas #46 – Caracas Girdabı

Senyor Orlando Leal Gomez, mavi Lincoln Continental arabasının kapısını kapayıp kaldırımı geçti ve Scotch Club’ün mat camlarında kendine bakmak için durdu. Bu Noel akşamı gurur verici bir şıklığı vardı. Kan kırmızısı smokin ceketiyle çizgili pantolonu mükemmel bir uyum sağlıyordu. Hele mavi siyah renkli timsah derisi ayakkabıları öyle güzeldi ki! Bu nefis ayakkabıya 300 bolivar saymıştı. […]

Gerard De Villiers – Sas #34 – Abd’ye Ambargo

Prens Malko Linge, Kont von Ponickau’ nun uzattığı turuncu renkli kiremiti oluğun kenarındaki boşluğa yerleştirdi. İşçiler bir hafta boyunca soluk almaksızın çalışmışlar, ama Prens Malko Linge’in konukları kiremit aktarıcılığı oynayarak eğlenebilsinler diye iki metrekarelik bir alanı boş bırakmışlardı. Gökyüzünde tek bir bulut görünmemesine rağmen kuru bir soğuk vardı. Prenses von Bols çatı katına tırmanırken elbisesini […]

Gerard De Villiers – Sas #27 – Balbek Fedaileri

John Guillermin Paris Caddesi’ndeki bir su birikintisinden atlamak istedi. Ama ayağı kaydı ve yeşil parkasına sarınmış tombul bir deniz piyade erinin alaylı bakışları altında düştü. Deniz piyade eri, geçici olarak Amerikan Elçiliği’nin bazı bölümlerinin bulunduğu eski taş binayı korumak için caddenin tam ortasındaki kum torbalarının önünde mevzilenmiş, çiklet çiğniyordu. Eskiden, her şeyin güllük gülistanlık olduğu […]

Gerard De Villiers – Sas #9 – Bulgar Çıkmazı

Osman Galata, parmaklarının arasındaki Montecristo’dan derin bir nefes çekerek gözlerini Kontes Hildegard von Brisbach’ın uzun, yumuşak, siyah deri çizmelerinin sımsıkı sardığı bacaklarına ve lasteks pantolonun hatlarını ortaya koyduğu kalçalarına dikti. Genç kadın elindeki panter kürklü mantoyu umursamaz bir tavırla koltuğa fırlatıp gri gözlerini Türke çevirdi. Ne var yine? Türk çıplak kıllı göğsünü kaşıdı. Gözlerinde insani […]