Kategori: Macera

Charles Dickens – Oliver Twist

Oliver Twist’in doğduğu yeri ve hangi koşullar altında dünyaya geldiğini anlatıyor Birçok nedenlerden ötürü adını söyleyemeyeceğim, uydurma bir ad vermeme de gerek olmayan bir kentin resmî yapıları arasında bir tanesi vardır ki büyük-küçük çoğu kentlerde benzeri bulunur: yani bir yoksullar evi. İşte bu yoksullar evinde, okur gözünde hiçbir önemi olamayacağı için yinelemem gerekmeyen bir tarihte, […]

Charles Dickens – Oliver Twist (Bordo-Siyah)

Charles Dickens 19. yüzyılda yaşadı. Çocukluğu çok sıkıntılı geçmiş, babası borçları yüzünden cezaevine girince Dickens okulu bırakıp, bir ayakkabı atölyesinde işçilik yapmış, daha sonra öğrenimini tamamlayıp hukuk alanında çalışmıştır. Dickens’ın yazar olarak ünü daha yaşadığı yıllarda öylesine yayılmıştı ki, Amerika’da konferanslar vermeye gittiğinde onu dinlemek isteyenler uzun bilet kuyrukları oluşturmuşlardı. Romanları dergilerde, gazetelerde “tefrika” ediliyor; […]

Cervantes – Don Quijote Cilt 2 (YKY)

Aman Tanrım! İster soylu ol, ister halktan, sevgili okur, şu anda bu önsözü kimbilir ne büyük bir hevesle bekliyor, bu önsözde ikinci D o n Quijote’nin yazarından, yani Tordesillas’ta filizlenip Tarragona’da doğduğu söylenen adamdan, intikam alacağımı, onunla atışacağımı, onu kınayacağımı sanıyorsundur. Doğrusunu istersen, sana bu tatmini veremeyeceğim; çünkü her ne kadar haksızlık, en alçakgönüllü yüreklerde […]

Cervantes – Don Quijote Cilt 1 (YKY)

Birinci kısmının basıldığı 1605 yılından beri en çok okunan, en çok sevilen, en çok yorumlanan ve yeniden en çok yazılan La Mancha’lı Şövalye Don Quijote ve silahtarı Sancho Panza’nın serüvenleri, güzel bir çeviriyle, Türkçe’ye kazandırılmış bulunuyor. Romanın “öz” babası Miguel de Cervantes Saavedra, kendisini izleyen tüm romancıları yapıtlarının “üvey” babası konumuna düşüreceğini -çünkü Don Quijote’den […]

Cengiz Aytmatov – Beyaz Gemi

O NUN iki masalı vardı. Biri kendisinindi ve başka kimse bilmezdi. Ötekini ise dedesi anlatmıştı ona. Sonra ikisi de yok olup gitti. Şimdi biz bunlardan söz edeceğiz. O yıl yedi yaşını doldurmuş, sekizine basıyordu. Ona önce bir çanta aldılar. Kulpunun altında parlak madenden yaylı bir kilidi bulunan, siyah deri taklidi bir çanta. Ivır-zıvır şeyleri koymak […]

Vahşetin Çağrısı – Jack London

Ufalıyor alışkanlığın zincirini, Nicedir beklenen göçebe sıçrama; Ve uzun süren kış uykusundan, O vahşi soy yine açıyor gözlerini dünyaya. [1] Buck gazete okumazdı. Okusaydı belanın gelmekte olduğunu, hem de sadece kendisi için değil, Puget Sound’dan [2] San Diego’ya kadar bütün gel git sahilinde yaşayan, güçlü kaslara ve sıcak tutan kalın bir kürke sahip bütün köpekler […]

Celil Oker – Ateş Etme İstanbul

Uyandım. Çok zor uyandım. Öyle derin uyuduğumdan değil, gece boyu en az on kere uyandığımdan. Geceden ne kaldıysa daha doğrusu. Kaçta yatağa doğru uçtuğumu hatırlamıyorum. Ne kadar içtiğimi de. İnsan eski dostlarını kaybedince, daha eski dostlarını çağırıyor. Yatak sertti. Battaniyenin altından dönüveren nevresim belli belirsiz kokuyordu. Yastığıma alışamamıştım. Bunların hiçbirini umursamayacak kadar yorgundum. Hafif başım […]

Catherine Fisher – Kahin

Tanrılar bile hayal kurar. Ben de suyun hayalini kuruyorum; nasıl döküldüğünü, kocaman sıcak damlaların çöle düşerken çıkardığı sesi, kızgın kumda oluşturduğu derin çukurlan, kavrulmuş toprağın suyu bir anda emişini hayal ediyorum. Eğer ben Tann’ysam, hayallerim gerçek olmalı. Ama su farklı, su bir dişi, kontrol etmek mümkün değil. Vücudumun üzerinde yanklar, volkanlar gibi kavrulan büyük kabarcıklar […]

Carlos Fuentes – Doğmamış Kristof

“Meksika, hüzünlü insanlarla mutlu çocukların ülkesi”, dedi babam, Angel (24 yaşında), tam benim yaratıldığım anda. Az önce, annem, Angeles (otuzunda yok), iç geçirerek, “Okyanus, tanrıların beşiği,” demişti. “Ama yakında mutluluğa zaman kalmayacak, genci yaşlısı hepimiz üzüleceğiz,” dedi babam gözlüklerini çıkararak; menekşe rengi, altın çerçeveli John Lennon gözlükleri. “Madem öyle neden çocuk istiyorsun?” dedi annem tekrar […]

Umberto Eco – Önceki Günün Adası

“Gene de aşağılanmamdan gurur duyuyorum ve böyle bir ayrıcalığa mahkûm edildiğim için, korkunç bir kurtuluşun tadını çıkarıyorum neredeyse: Sanırım, soyumuzun, insanoğlunun belleğinde, ıssız bir gemide deniz kazasına uğrayan yegâne varlığıyım.” Böyle yazıyor Roberto della Grive, yola gelmez bir kavram karmaşası içinde, tahminen 1643 yılının Temmuz ile Ağustos ayları arasında. Bir tahta parçasına bağlı, güneş gözlerini […]

James Redfield – Dokuz Kehanet

Lokantanın bulunduğu yere gittim, kamyonu park ettim, sonra oturduğum yerde bir an arkama yaslandım. Charlene’nin konuşmak için içerde beni beklediğini biliyordum. Fakat neden? Altı yıldır ondan haber almamıştım. Bir hafta ormana inzivaya çekilmeye karar verdiğim sırada, neden ortaya çıkmıştı? Kamyondan indim ve lokantaya doğru yürüdüm. Arkamda ufukta batmakta olan güneşin son ışıkları, park yerinin ıslak […]

Jack London – Vahşetin Çağrısı

“Göçebe misali gelir eski özlemler, Aşındırır alışkanlığın zincirini; Uzun kış uykusundan tekrar Uyandırır içindeki vahşiyi.” Buck gazete okumazdı, okusaydı sadece kendisi için değil, Puget Sound’dan San Diego’ya kadar güçlü kasları, sık ve uzun tüyleri olan tüm Güneyli köpekler için belanın yaklaşmakta olduğunu bilirdi. Kuzey Kutbu’nun karanlığında el yordamıyla aranmakta olan insanlar sarı bir metal buldukları […]

Jack London – Tanrılar ve köpekler

Bay Haggin kendisini kucağına alıp da balina teknesine doğru sürüklemeye başlayınca tuhaf bir şeyler olacağını sezinlemişti. Bay Haggin, Jerry’nin doğumundan bu yana, altı aylık efendisiydi. Ama bu güzel ve parlak tüylü İrlanda av köpeği «efendi» sözcüğünün anlamını henüz bilmiyordu. Sonuç olarak, insanlara göre «Bay Haggin» deyimi hangi anlama geliyorsa, köpeklerin anlama yetişince «efendi» de aynı […]

Jack London – Martin Eden

Yol üzerinde kirli elbisesiyle işçi olduğu her halinden belli olan deniz kokulu gariban genç utana sıkıla içeri girdi. Şapkasını başından kaba bir hareketle çıkardı, evirip çevirdi. Nereye koyacağını bilmeyen tavırlarla, önce ceketinin cebine sokmaya çalıştı, olmadı; sonra masanın üzerine koymaya yeltendi, yine olmadı. İşte bu sırada diğer adam, sanki onun sıkıntısını hisset-mişçesine şapkayı sakin, doğal […]

Jack London – Kız, Kar ve Kan

«Her şey hazır, Bayan Welse. Ama ne yazık kullanır durumda sandalımız yok.» Frona Welse, kalktı ve kaptana yaklaştı. «Çok sıkışığız,» diye açıkladı. «Altın arayıcıları da çok sabırsızlanıyor…» «Bunu anlıyorum,» diye sözünü kesti genç kız. «Benim de acelem. Var. Sizi böyle sıkıştırdığım için bağışlayın, ama…» Kız, birden döndü ve kıyının bir köşesini gösterdi: «Şu karşıdaki ırmakla […]

Jack London – John Barleycorn

JOHN BARLEYCORN’u okuyan modern eleştirmenlerin sayısı bir kaç taneyi geçmez; bu bir kaç eleştirmen de bu eseri bir ‘alkolizm klâsiği’ kabul ederler. Benim görüşümle ise bu bir edebiyat şaheseridir; sadece, Jack London’un yazdığı kitapların en büyüğü değil, aynı zamanda, gerçek çevresiyle yüzyılımızın en etkili belgesi, çileli bir dehanın bir rastlantı eseri meydana getirdiği çalışma ürünüdür. […]