Kategori: Aşk

E. M. Forster – Hindistan’a Bir Geçit

Marabar Mağaraları da olmasa — onlar da otuz kilometre ötededir — Çandapur kentinin olağanüstü bir yanı yoktur. Ganj Irmağı kentin içinden değil de, sanki yanından geçer. Kent, ırmak yatağı boyunca birkaç kilometre uzar gider, suyun bol bol biriktirdiği süprüntü ve pislikten farksız gibidir. Suya girmek için basamaklar yoktur, Ganj burada kutsal sayılmaz; ırmak önü denilebilecek […]

Metin Kaçan – Fındık Sekiz

Metin Kaçan Fındık Sekiz “Fındık Sekiz, simgesel/alegorik bir doku içinde İslâm mistisizminden izler taşıyan bir metin. Tasavvuf öğesi, Kaçan’m bıçkın/külhani anlatımı ve inanılmaz haşarılık ve ataklıktaki yaratıcı dil oyunlarının arasında alışılmadık bir etki bırakmakta. Fındık Sekiz, bir iç dünya yolculuğunun odakta olduğu bir metin. Beyoğlu’nun kanla/şiddetle/uyuşturucuyla/cinsellikle yoğrulmuş batakhane kültürü ile entel diye adlandırılan bir başka […]

Melissa Senate – Kırık Kalpler Tamircisi

İnsanın hayatının tepetaklak olduğu zamanlar vardır. Bu kitap işte benim için tam da öyle bir dönemde can buldu. Bu nedenle kitabın hayata geçmesinde desteği ve inancıyla emeği geçen pek çok kişiye teşekkür borçluyum. (Vay canına, tam da Dr. Seuss’un ağzından çıkmış bir cümleye benzedi.) Öncelikle, editörüm Jennifer Heddle’a o harika editör-yal mektubu, seçtiği mükemmel başlık […]

Melissa Panarello – Yusufçuk Gece Gelir

Saçlarının arasına arı kaçmış biri gibi sokağa fırladım. At kuyruğu yaptığım saçlarımın arasına kaçmış arı vızıldıyor, kanatları saçlarıma sürtünüyor, vızıldıyor da vızıldıyordu. Sürekli vızıldıyordu. Onu kovalamıyordum. Kovanını saçlarımın arasına kurmasına izin vermiştim bir kere. İzin vermiştim çünkü o narin, iki renkli bedeni ile kafamın içindeki düşünceleri evirip çeviren, onlarla oynaşan bir arının olduğunu bilmeyen birileri, […]

Mehmet Uzun – Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık

Baz. Kevok. Birine Baz, öbürüne Kevok diyeceğiz. Baz ile Kevok. İki ad, iki insan; orta yaşlı bir adam ve genç bir kadın, iki ad, romanımızın iki asıl kahramanı. Romanımız, Baz ve Kevok’un başından geçenler hakkındadır. Baz ile Kevok. Baz, kırk bir kırk iki yaşlarında bir subay. Kevok, yenilgi ve umutsuzluk günlerinde Baz’ın yoluna çıkan aşktır […]

Mehmet Celal – Bir Kadının Hayatı

Rengi gül pembesinden daha açık olan dudaklarını hazin bir gülümseme kapladı. Güneşin ilk ışığından daha parlak, sırmadan daha nazik sarı saçları -kim bilir kaç günden beri taranmadığından -darmadağınık bir halde, entarisinin yırtıklarından güzelce seçilebilen çıplak, beyaz omuzlarını örtüyordu. Alnında mesutların mutlu hayalini bozan kederlerin üzerinden geçtiğine delalet edecek bir takım çizgiler belirmişti. Kaşlarının rengi saçlarının […]

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski – Ebedi Koca

Yaz gelmişti ve beklenilenin tersine Velchaninov Petersburg’da kaldı. Rusya’nın güneyine yapmayı planladığı yolculuk suya düşmüştü. Davasının sonu da geleceğe benzemiyordu. Çiftlikle ilgili olan bu dava çok aksi bir hal almıştı. Üç ay önce gayet kolay gibi görünüyordu, ama birdenbire her şey değişti. “Her şey nasıl da kötüye gitti!” Artık Velchaninov bu cümleyi sık sık tekrarlar […]

Mehmed Celal – Sefil Bir Kadının Hayatı

Rengi gül pembesinden daha açık olan dudaklarını hazin bir gülümseme kapladı. Güneşin ilk ışığından daha parlak, sırmadan daha nazik sarı saçları -kim bilir kaç günden beri taranmadığından – darmadağınık bir halde, entarisinin yırtıklarından güzelce seçilebilen çıplak, beyaz omuzlarını örtüyordu. Alnında mesutların mutlu hayalini bozan kederlerin üzerinden geçtiğine delalet edecek bir takım çizgiler belirmişti. Kaşlarının rengi […]

Mark Helprin – Kış Masalı

Büyük bir şehir, kendi kendinin portresinden başka bir şey değildir ve her şey söylenip yapıldığında bile, onun manzara ve görüntü donanımı, derinlerde kıpırdayan bir planın parçalarıdır. Bu planın okunacağı bir kitap olarak düşünülürse, New York şehri emsalsizdir. Bütün dünya kalbini Palisades’ten* bu şehre döktüğü için, onu hak ettiğinden çok daha fazlasıyla iyi bir şehir yapmıştır. […]

Marissa Meyer – Ay Günlükleri #2 – Scarlet

YOLCU KOLTUĞUNDAKİ EL EKRANINDAN BİR BİP sesi yükseldiğinde Scarlet, Rieux Barı arkasındaki çıkmaz sokakta ilerliyordu. Bip sesinin ardından, el ekranından şu otomatik bilgilendirme mesajı yükseldi: “Toulouse Polis Kuvveti Kayıp Arama Biriminden, Matmazel Scarlet Benoit adına bir mesaj alındı. ” Heyecanlanan Scarlet, gemisinin sancak tarafını duvara çapmasına son anda engel olabildi ve el frenini çekerek aniden […]

Marissa Meyer – Ay Günlükleri #1 – Cinder

CINDER’IN BİLEĞİNDEKİ VİDA PASLANMIŞ VE ARTI şeklindeki girintisi, biçimsiz bir oyuk hâlini almıştı. Elindeki tornavidayı zorla bu oyuğa yerleştirip vidayı gıcırtılar içinde yavaş yavaş döndürerek gevşetmeye çalışırken sarf ettiği çabayla parmakları ağrıyordu. Vidanın ucunu çelikten protez eliyle söküp alabilecek kadar dışarı çıkarmayı başardığında, çevresine sarılmış iplikler de tamamen temizlenmişti. Tornavidayı masanın üstüne fırlatan Cinder, iki […]

Margaret Mitchell – Rüzgar Gibi Geçti

Scarlett O’Hara güzel değildi, ama cazibesine kapılan erkekler bunun pek farkına varmazlardı. Tıpkı Tarleton ikizleri gibi. Yüzünde, Fransız aslından bir kıyı aristokratı olan annesinin ince çizgileri ile İrlandalı babasının kaba hatları keskin bir şekilde birbirine karışmıştı. Bu, sivri çeneli, köşeli çekici bir yüzdü. Uçları hafifçe yukarı doğru çekik olan gözleri, soluk yeşil renkteydi ve simsiyah […]

Margaret Atwood – Damızlık Kızın Öyküsü

Bir zamanlar spor salonu olan yerde uyurduk. Eskiden oynanan oyunlar için çizilmiş çizgi ve daireleri üstünde barındıran cilalı parkedendi zemin; basketbol ağlarının çemberleri hâlâ yerli yerindeydi, ancak ağlar yoktu artık. Salonu bir balkon çevreliyordu, seyirciler için ve resimlerden bildiğim kadarıyla, önceleri keçe, sonraları mini-etekli, daha sonra pantolonlu, en sonunda da tek kulakta küpe ve yeşil […]

Margaret Atwood – Ademden Önceki Yaşam

Nasıl yaşamalıyım, bilmiyorum. Herkes nasıl yaşamalı, bilmiyorum. Bütün bildiğim, nasıl yaşadığım. Kabuğu çıkarılmış bir salyangoz gibi yaşıyorum. Bu da para kazanmak için iyi bir yol değil. O kabuğu geri istiyorum, onu oluşturmam yeterince uzun zaman aldı zaten. Her neredeysen, o senin yanında, biliyorum. Sen kabuğu çıkarmakta ustaydın. Pullu bir elbise gibi bir kabuk istiyorum; gümüş […]

Marcel Proust – Kayıp Zamanın İzinde #7 – Yakalanan Zaman

İki gezinti arasında veya sağanağın dinmesini beklerken şekerleme yapılacak bir yere benzeyen, bu biraz fazla kırsal, salonları birer kameriyeyi andıran evde, odaların birinde duvar kaplamalarındaki bahçe güllerinin, diğerinde ağaçlardaki kuşların insanı yalnız bırakmadığı ve eski kaplamalar oldukları için günümüzün şaşaalı dekorasyonuna, gümüş bir fon üzerinde Normandiya’nın bütün elma ağaçlarının Japon üslubunda dizilip yatakta geçirdiğiniz saatleri […]

Marcel Proust – Kayıp Zamanın İzinde #6 – Albertine Kayıp

“Mademoiselle Albertine gitti!” Istırap, insan psikolojisine, psikoloji biliminden çok daha derinlemesine nüfuz eder. Daha bir dakika önce, hislerimi tahlil ederken, Albertine’le son bir kez görüşmeden, bu şekilde ayrılmanın, en çok istediğim şey olduğuna kanaat getirmiş, Albertine’in bana verdiği hazların vasatlığıyla beni mahrum ettiği hazların bolluğunu karşılaştırıp kendimi çok zeki bulmuş, onu artık görmek istemediğim, sevmediğim […]