Kategori: Hikaye-Öykü

Mevlana Celaleddin-i Rumi – Mesnevi’den Seçme Hikayeler

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, 30 Eylül 1207’de, günümüzde Afganistan sınırları içinde yer alan Horasan bölgesindeki Belh kentinde doğdu. Asıl adı Muhammed Celâleddin’dir. “Efendimiz” anlamına gelen “Mevlânâ” sözcüğü, İslam dünyasında saygı belirtmek için önemli kişilerin adlarının önünde kullanılan bir sandır. Bu san kendisine, daha pek gençken, Konya’da ders vermeye başladığı sırada verilmiştir. “Rûmî” ise, “Anadolulu” demektir; Mevlânâ’nın, […]

Metin Üstündağ – Görüşmeyeli uzun zaman oldu

– merhaba.. – merhaba.. – görüşmeyeli, uzun zaman oldu.. – evet.. – neler yaptın.. – sensizliğe alıştım.. – ciddi misin.. – tıka basa.. – niye ki.. – çünkü sen, beni ve hayatımı evvela sırf kendinle doldurdun, sonra da çekip gittin.. – bilmiyordum.. – hiçbir şey bilmiyorsun sen zaten.. kırgınım bu yüzden sana ben çok.. – […]

Nikolay Haytov – Dünya Poturunu Çıkarıyor

Kimi savaştan zarar görmüş, kimi de karıdan dert çekmiştir. Beni de «Bakiş»* yedi. Hem öyle birdenbire değil; lokma lokma yiyip, canımı çıkardı. Ta başından anlatayım. *Bakiş: Bulgaristan’da bir pabuç fabrikasının ismi. Kunduracıydım. Kunduracı dediysem siz onu pabuççu anlamayın. Pabuççular sonra öyle çoğaldılar ki elimizden ekmeğimizi aldılar. Ama onlardan önce çarşıya biz hükmediyorduk. Dükkânlarımız, şehrin göbeğinde […]

Menekşe Toprak – Valizdeki Mektup

Daracık merdivenlerden inerken, bir zamanlar kulakları sağır eden siren sesleriyle kendilerini bu yarı karanlık dar koridora atan insanların korkularını hissediyorum bir an. Ama sadece bir an. Merdiven duvarına asılı altmış yıl öncesine ait “Pss, düşman aramızda!” propaganda afişiyle aklım karışıyor, duygularım taraf değiştiriyor. Boy boy, renk renk gaz maskeleri, çıplak ve sıska bedenleri savunmasız bırakan […]

Melek Özlem Sezer – Masal Masal Matitas

“İkinci düşünceler daha iyidir.” demişti Euripides. Eğer bu doğruysa, masal en bereketli düşün eylemi olarak kabul edilmeli. Ağızdan ağza, bir kıtadan öteki kıtaya, bir dilin kıvraklığından diğerinin ağırbaşlılığına yüzyıllarca dolanıp dururken, kaç kişinin ortak üretimi haline geldiğini hayal etmek bile büyüleyici. Masalın rengi de, iletisi de anlatıcısının dilinde yenileniyor. Ama ayrıca dinleyicinin kişiliğinden, birikiminden, masal […]

James Joyce – Dublinliler

Dublinliler, James Joyce’un bütün hikâyelerinin toplandığı kitaptır. 1914’te yayımlanmıştır ve yayımlanan ilk önemli eseridir. Bu hikâye kitabının, başka birçok hikâye kitabından farkı, değişik esinlemelerle yazılmış hikâyelerin bir araya getirilmesinden oluşmasıdır. Bütün hikâyeler arasında tematik bir ortaklık ve gelişme vardır. Öyle ki, her biri ayrı ayrı okunabildiği halde, kitabın bütünü neredeyse bir roman gibi tasarlanmıştır denebilir. […]

Dost Körpe – Günah Yiyen

Yaşamımın büyük bir bölümü gelecek endişesi olmadan yaşamak ve günümü gün etmekle geçti. Bu kayıtsızlığın verdiği aşırı güvenle varlığımı ve eylemlerimi sorgulamaya kalkıştığımda ise bütün iç huzurum ve dengem bir anda alt üst oluverdi. Bir daha da kendimi toparlayamadım. Dostlarımın kusursuz budalalar olduklarına inanmaya başlamıştım, ama onların doğal budalalıkları benim yapaylığımdan ve beceriksizliğimden çok daha […]

Martin Gardner – Matematikçinin Galaksi Rehberi

Yaşamım boyunca, fazla diyemem tabii, yeterli sayıda rasyonel insanla tanışma şansı buldum. İş dostluğa gelince bir rasyonel insan, binlerce bulanık fikirlinin yerini tutuyor. Martin Gardner tanıştıklarımın en sessiz, rasyonellik konusunda en coşkusuz ama aynı ölçüde en verimlisi. Gardner, 1950’lerde yazdığı klasik yapıtı Fads and Fallacies in the Name of Science 1 ile bilimin akla aykırı […]

Marquis de Sade – Dolandırıcılar

Birçok dikkatsiz kadın, kendilerine bir sevgili bulmaksızın ve kocalarını da karşılarına almaksızın, her türlü cilveleşme yöntemine açıktırlar. Ama bu yöntemle kendilerini bekleyen kaşınılmaz sondan daha tehlikeli bir sona sürüklerler. Bu bağlamda, sözünü açtığımız bu konuya en çok uyacak olay ise kuşkusuz Languedovc markizinin başına gelenlerdir. Aklı bir karış havada, delidolu, neşeli ve açık görüşlü nazik […]

Mark Twain – Seçme Öyküler

Yıl 1590’dı – kış. Avusturya dünyadan kopmuş, uykuya dalmıştı, Avusturya’da hâlâ ortaçağ hüküm sürüyordu ve sonsuza dek süreceğine söz vermişti. Bazıları bunun başlangıcını yüzyıllarca yüzyıllarca geriden başlatıyor, zihinsel ve tinsel saate göre Avusturya’da hâlâ İnanç Çağı’nın yaşandığını söylüyorlardı. Ama onlar bunu kötü bir şey olarak değil de övgü olsun diye söylüyorlardı, bu da zaten böyle […]

Mark Twain – Çalınan Taç

Mecaz olarak spor terimlerinin kullanılmasını kuşkuyla karşılayan biri olarak bu yazıya başlarken aynı şeyi yapmaktan her ne kadar kaçınsam, hatta inat ve ısrarla dirensem de (işte, sizler de şahitsiniz nasıl zorlandığıma…); Mark Twain’i hakkıyla tarif edebilmek için yana yakıla doğru sözcükleri ararken, boks term sözcüğünü de eklemek yanlış olmaz sanırım). Küçücük bir kız ya da […]

Mario Levi – En Güzel Aşk Hikayemiz

Bizleri bu yeni kitabınızda da alışkını olduğumuz kimi çok eski izlekler ya da yolculuklarla karşı karşıya bırakıyorsunuz Mario Levi. O ses, o insan, deyiş yerindeyse o özlem, kendince değişik bir biçem denemesiyle bir kez daha aranıyor sanki bu uzun hikâyede. Böylesi bir direnmenin nedenlerini aramızda zamanla oluşabilecek bir söyleşinin kimi uğrak yerlerinde irdeleme olanağını bulabiliriz […]

Maksim Gorki – Bozkırda

Tanıdıklarımdan biri bana şu hikâyeyi anlattı bir gün: Moskova’da öğrenciyken, “malûm kadınlar”dan biriyle, anlarsın ya, komşuluk etmek zorunda kalmıştım. Tereza adında bir Polonyalıydı, tri-yarı, kömür küfesinden çıkmış gibi kara bir kadındı. Birbirine bitişik kaşları, baltayla yontulmuşcasına kaba-saba bir suratı vardı. Karanlık gözlerinin hayvanca parıltısından, kalın ve gür sesinden, külhani tavırlarından, satıcı kadınlara benzer iri gövdesinden […]

Mahir Ünsal Eriş – Olduğu Kadar Güzeldik

Sen o zaman parasız yatılıdaydın. Anlatmadık bunları sana. Annem istemedi. “Aklı bizde kalmasın, dersine çalışsın yavrum, okusun da kurtarsın kendini,” dedi. Sana haftada iki üç kez yazdığım mektuplara koyamadım bunları, diyebilemedim. Doğum haberini verdiğinden beri düşünüyordum ama, anlatayım istiyordum. Bugüne kısmetmiş. Annemin de, babamın da inancı tamdı sana, biliyorsun. Benden pek ümitleri yoktu. Oğlan çocuğu […]

Leyla Erbil – Hallaç

Kendi kendime’yi bozacak yok. Nesnelerin -içinde kişiler de olan- böylesi bir hızla, sürtünmesiz, evet ve hayırlarımla kayıp gideceklerini getirmezdim usuma hiç. Dokuntusuz, sıyrılma. Yıllardır havalandırılmamış bir yatağa girip çıkıyorum. Islak çürümüşlüğüne biçimsizliğim oyulu. Onu güneşlendirmeliydim. Kemiklerim sızlıyor hep. Uykulara sabahları dalıyorum, KUŞ uyandırıyor beni. Camın altından ilkyaz denizi geçiyor. Ilık, tuzsuz. Ilǚ kin yatağı düşünüyorum, […]

Leyla Erbil – Gecede

Benimle yatmalıydın, çoktan yatmalıydık, ilk tanıştığımızda o gece, Nil’de tanışmıştık hani/yatmak ne sağlardı, mutluluk mu? Rasim’e baktım orada oturuyor masanın başında, duymuyor konuştuklarımı. Dışarıya karışabilseydik, istiyor muyum gerçekten bunu? Yooo! Aralarına dönebilsem, yeniden başlayarak kendimizi değiştirmekten. Dün sabah baktım aynaya çırılçıplak, ilk katı vermiş göbeğim, geceleri bacaklarım şişiyor, gözkapaklarımda alkol memecikleri, başında ta başında, kafamıza […]