Kategori: Belgesel

Türkler ve Tatarlar Arasında (1394-1427) – Johannes Schiltberger

Schiltberger’in Anılarını iki değerli ilim adamının teşviki üzerine Türkçeleştirdim. Bu kitap, ilmi bir metin neşri olmayıp, eklenen notlara rağmen aslında bugünkü Almanca metinlere dayanılarak yapılmış bir çeviriden ibarettir. Şimdiye kadar, Babinger’in Fatih hakkındaki büyük eseri başta olmak üzere, bazı önemli eserleri çevirmeye niyetlendimse de (ki bu iş zaman zaman benden ısrarla istenmiştir) dikkatli bir çevirme’nin […]

Tuncay Özkan – Öldürün O Gazeteciyi

Bu kitap, bir gazeteci olarak meslektaşlarımın, düşünsel üretimleri nedeniyle alçakça katledilişine duyduğum tepkinin ürünüdür. Türkiye’de gazetecilere karşı girişilen saldırılar, özünde demokrasiye yönelik sindirme, korkuyu düşüncenin üzerinde baskı unsuru olarak yerleştirme çabalarıdır. Buna demokrasiye inanan herkesin ve her kesimin karşı koyması gerekir. Kapılarımızı kapatıp kaçmak yerine, kapılarımızı açıp bu saldırılara karşı sesimizi ve gücümüzü birleştirmek zorundayız. […]

Subcomandante Marcos – Zapatista Hikayeleri

24 Temmuz 200l’de, Zapatistaların Güneydoğu Meksika’nın Chiapas eyaletinin o güzel eski sömürge başkenti San Cristobal de las Casas’ın sokaklarını bir kez daha doldurduklarını gördüm. Burası, Zapatistaların 6 bin kilometrelik yürüyüşünün (ya da ‘keıvan’ının) ilk etabıydı. Tzotzil, Tzeltal ve Tojolobal gibi çeşitli diller konuşan, çoğunluğu yerli Mayalardan oluşan bu insanlar, Chiapan dağları, vadileri (Las Canadas) ve […]

Bay Pipo – Bir MiT Görevlisinin Sıradışı Yasamı: Hiram Abas – Soner Yalçın

Elinizde Onu övenler de, yerenler de, “Maceracı, atak, çifte tabanca taşıyan, attığını vuran, sıcak çatışmaya girmekten kaçınmayan” bir kişiliği olduğunu anlatıyorlardı. Hatta ona “Türk James Bond’u” diyenler bile vardı. Başka bir özelliği ise hiç elinden düşmeyen piposuydu. Belindeki veya koltukaltındaki tabanca dışında her zaman bir veya iki piposu olurdu cebinde. Hem evinde hem de işyerinde […]

Sibel Özbudun – Kızılderililer, İndianer, Vardık, Varız, Hep Varolacağız

“Vardık, varız, varolacağız!” ya da Bir “yokedilemeyiş” öyküsü 1 “O çamur ve kanın içinde bir başka şey daha öldü. Bir halkın düşü öldü orada. Güzel bir düştü…” New York’da bugün üzerinde çokuluslu bankaların, borsanın, dev şirketlerin merkezlerinin yer aldığı ticaret merkezi Wall Street’in neden böyle anıldığını bilir misiniz? Sahi, neden “Duvar Caddesi”? Çünkü cadde bir […]

Sevil Atasoy – Labirent

Zor ve Gizemli Bir Dünyaya Hoş Geldiniz Size, akıllara durgunluk veren Ölüler Meydanı Jemaa el-Fna’yı anlatabilirdim. Ya da Katmandu’dan Lhassa’ya planladığınız yolculukta yanınıza alacaklarınızı. Gelin görü gizemli ve çekici dünyasına hoş geldiniz. Lisa Eder Cinayetinden Artakalan Kül, Kan, Kıl ve Koli Bandı 20 ekim 2004 günü, Kassel – Hannover Otoyolu’na dakikalar mesafesindeki St. Thomas Kilisesi’nde […]

Sevil Atasoy – Kusursuz Cinayet Yoktur

eğer bu ölümse, ölümden korkmamalı; güzel yüzünde, ölüm bile güzeldi. era quel che morir chiaman gli sciocchi: morte bella parea nel suo bel viso. Francesco Petrarca Daha öncekilerde olduğu gibi, bu kez de bir dizi gerçek suç öyküsü ve adli bilim denemesiyle karşınızdayım. Her ne kadar yazdıklarım pek keyifli şeyler olmasa da, Akdeniz güneşinin altında […]

Sevil Atasoy – Karanlığa Yolculuk (Gerçek Suç Öyküleri ve Başka Karanlık İşler)

“Tepedeki küçük odada sevişen kaç kişiydiler, üç mü? Yoksa dört, beş ya da altı mı? Kızlardan birinin boğazı kesilmeseydi eğer, bu kimsenin umurunda olmazdı.” Tıpkı 2006’da yayımlanan Labirent ve 2007’deki Bu Ayak İzi Senin Dr. Watson!’da olduğu gibi, Karanlığa Yolculuk da, büyük ölçüde suç delilleriyle ilgili. Yaşamını önemli ölçüde “delilden sanığa” kavramına ve delilleri incelemeye […]

Sevil Atasoy – Her Çikolata Yenmez

Dostlarım ve yayınevim, artık bir polisiye roman yazmam gerektiğine inanıyorlar. Ben ise hâlâ daha önce üç kez olduğu gibi gerçek suç öykülerini ve adli bilimlerin değişik alanlarındaki denemelerimi sizlerle paylaşarak, ömrümün tam yarışım verdiğim bu gizemli dünyayı tanıtmakta ısrar istiyorum. Gerçi bizlerin yaşadığı, polisiye film ve dizilerde izlediklerinize pek benzemez. Üç-beş kişiyle yürütülen soruşturmalar yoktur, […]

Nihat Behram – Darağacında Üç Fidan

Deniz Gezmiş titredi- diye işten uzaklaştırılması, dönemin baskı ve sansürünün boyutları hakkında fikir verir. 1976 yılının Mayıs’ında, üç gencin darağacında canverişlerinin dördüncü yılında, bu sis perdesi – Darağacında Üç Fidan-ın yayımlanmasıyla aralandı. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın yaşamları, son günleri, son sözleri aynı kuşağın şair ve yazarı Nihat Behram’ın kaleminden kamuoyuna yansıdı. Bu […]