Okumak Aklın İlacıdır!

Ebu’l-Hasen en-Nedvi – Rahmet Peygamberi

Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a, salât ve selâm nebîlerin sonuncusu ve resullerin efendisi Hz. Muhammed’e, onun ehl-i beytine, bütün ashabına ve kıyamet gününe kadar iyilikte onlara uyanlara olsun! Sîret-i nebeviyye, bu eserin yazarının yetiştiği ilk okuldur. Genellikle çocukların giremediği bu okula, o çok küçük yaşta iken başlamıştır.

Onun bu konudaki üstünlüğü evine ve âilesine hâkim olan manevî havadan kaynaklanmaktadır. Resûl-i Ekrem’in hayatından bahseden manzum ve mensûr (nesir) eserlerin elden ele dolaştığı bu basit ve küçük kütüphanenin, âilenin ve çocukların kültür hayatında önemli bir yeri vardı.

Ayrıca ağabeyi Dr. Seyyid Ebu’l-Ali Hasenî’nin terbiyesi ve onun mükemmel yönetimi, Ebu’l-Hasen en-Nedvî’nin eğitiminde mühim bir rol oynadı. O, çocukluk çağında iken Sîret-i nebeviyye konusunda Hind müslümanlarının dili olan Urduca ile yazılmış kitapların en değerlilerini okudu.Urduca, sîret konusunda Arapçadan sonra İslâm dünyasında konuşulan dillerin en zenginidir.

Şu son asırda sîret konusunda yazılanların en güzel ve en kuvvetlileri bu dille yazılmıştır. Nedvî, Arapçasını ilerlettikten sonra siyer konusunda yazılmış Arapça eserleri okumaya başladı. Bunlar arasında ilk sırayı İbn Hişam’ın es-Sîretü’n-Nebeviyye’si ve İbn Kayyım el-Cevziyye’nin Zâdü’l-Meâd fî Hedyi Hayri’l-İbâd adlı eseri alır. Bunları ilmî olarak tedkik etmekle kalmadı, bilâkis uzun zaman onlarla haşir-neşir oldu.

Onlarla imanın zevkini duyuyor, orada geçen kıssa ve haberlerden sevgiyle gıdalanıyordu. Şüphesiz ki, “Sîret”, Kur’ân-ı Kerîm’den sonra eğitici unsurların en güçlüsü, zihne ve gönle en çok tesir edendir. O, daha sonra muhtelif dillerde kaleme alınmış eskiyeni sîret kitaplarını da okudu. Yazılarında ve konferanslarında başvurduğu ilk materyal sîretti.

Hakikatleri ortaya koyarken, gönüllere ve zihinlere seslenirken, bir hususu isbat ederken, ihtiyaç duyduğu güzel misaller ve kuvvetli deliller için hep sîret-i nebeviyyeden yararlanırdı. Siyer şimdi de onun ruhunu beslemeye ve duygularını canlandırmaya devam ediyor. Onun bir kıymet ifade eden her yazısında sîretin güzelliklerinden bir iz, onu tedkik etmekten ve üzerinde düşünmekten doğan bir fazilet vardır.

Sîretin muhtelif yönlerine ve Hz. Muhammed’in peygamberliğinin büyüklüğüne dair yazdıklarını ve bu mevzudaki konferanslarını et-Tarîk ile’l-Medine adını verdiği bir kitapta topladı. Müellif uzun bir ömür sürdü ve pek çok kitap yazdı. Bir tanesini de Hz. Peygamber’in hayatına tahsis etmeyi aklından bile geçirmedi.

Ancak eski ve yeni çeşitli kitaplardan istifadeyle “Sîret”in, ilk ve aslî kaynaklarına dayalı, Kur’ân-ı Kerîm ve sahîh hadislerle haber verilenlere mutabık, sonraki müelliflerin birçoğunun, eski müelliflerin de bir kısmının yaptığı gibi, bilgileri tenkid süzgecinden geçirmeden, araştırmadan toplayan bir ansiklopedi üslûbuyla değil, çağdaş ilmî üslupla yazıldığı bir kitaba o da ihtiyaç duyuyordu.

Müellif bu kitabı yazarken çağdaş akımları taklid etmemiş, müsteşriklerin eserlerine, şüphe uyandırmak isteyenlerin sözlerine itibar etmemiş, semavî kitapların ve peygamberlerin hayatının, mucizelere ve gayba dair haberlerin aydınlanmasını ve anlaşılmasını sağlayan değişmez birtakım dinî kararların paralelinde yürümüş;

kaleme aldığı eserin büyüklerden veya liderlerden birinin hayat hikâyesi değil, Allah tarafından gönderilmiş ve O’nun desteğine mazhar olmuş bir peygamberin hayatı olduğu ilkesine bağlı kalmıştır. Müellif bu eseri, kültürlü ve insaf sahibi müslüman ve gayr-ı müslim istisnasız herkese, te’vile lüzum kalmadan takdim edilebilecek bir vasıfta te’lif etmiştir.

Yazar eseri hazırlarken kendi şahsî felsefe ve yorumlarını ortaya koymaktan ziyade, hâdiselere, vâkıalara ve siyer materyaline istinad etmiş ve hâdiselerin kendi lisanıyla konuşmasını ve kendi kendine gönüllere ve akıllara yol bulmasını arzulamıştır.

Paylaş | Herkes Okusun!




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

E-Kitap indir & Kitabe © 2018