Jean-Jacques Rousseau – Emile Ya Da Eğitim Üzerine

Bu sırasız, neredeyse düzensiz düşünce ve gözlemler kitabını yazmaya, düşünmeyi bilen iyi bir anneyi mutlu etmek için başladım. Önce yalnızca birkaç sayfalık bir inceleme yazısı kaleme almayı tasarlamıştım. Konum beni ister istemez sürüklediği için, bu inceleme yazısı yavaş yavaş, kuşkusuz içeriğine göre fazla büyük, ancak ele aldığı konuya göre fazla küçük bir tür yapıta dönüştü.

Yayımlamakta uzun süre duraksadım; çoğu zaman da, üzerinde çalışırken, bana bir kitap meydana getirebilmek için birkaç broşür yazmış olmanın yetmediğini hissettirdi. Daha iyisini yapayım diye boşuna çaba harcadıktan sonra, okurun dikkatini bu yana çekmenin önem taşıdığı ve benim düşüncelerim kötü olsa bile başkalarında iyi düşünceler doğmasına vesile olacaksa, çabamın tümüyle bir zaman kaybı olmayacağı kanısına vararak, artık bu kitabı olduğu gibi yayımlamam gerektiğine inanıyorum.

Çekildiği inzivadan çıkıp, yazdıklarını okurların önüne süren bir insan, üstelik de övenleri, kendisini savunan yandaşları olmadan bunu yapıyorsa, hatta bunlar hakkında ne düşünüldüğünü ya da ne söylendiğini bile bilmiyorsa, yanılmış olsa da, yanlışlarının incelenmeden kabul görmesinden korkmamalıdır.

İyi bir eğitimin öneminden pek az söz edeceğim, uygulanmakta olan eğitimin kötü olduğunu kanıtlamanın üstünde durmayacağım; birçokları bunu benden önce yaptı, ben de bir kitabı herkesin bildiği şeylerle doldurmayı hiç sevmiyorum. Yalnızca şunu belirteceğim:

Çok eski zamanlardan bu yana, ortaya konmuş uygulamaya karşı çıkan ancak bir tek ses var, hiç kimse de daha iyisini önermemiş. Yüzyılımızın edebiyatı ve bilimi, yapmaktan daha çok yıkmaya yöneliyor. Bir öğretmen tarzında eleştiri yapılıyor; bir şey ileri sürmek için felsefi yüceliğin daha az hoşlandığı başka bir tarz gerekir.

Söylendiğine göre yalnızca kamu yararını amaçlayan bunca yazıya karşın, tüm yararların en başta geleni olan insanları yetiştirme sanatı hâlâ unutuluyor. Benim konum Locke’un kitabından sonra yepyeni idi, korkarım benimkinden sonra da hâlâ yeni kalacak. Çocukluğu hiç tanımıyoruz: Çocukluk hakkındaki yanlış düşüncelerde ne kadar ileriye gitsek o ölçüde yanılgıya düşüyoruz.

En bilge kişiler, çocukların neleri öğrenmek durumunda olduklarını göz önünde bulundurmadan, insanlar için öğrenmenin önemli olduğu düşüncesine saplanıp kalıyorlar. Çocuğun içinde hep yetişkini arıyorlar; onun yetişkin olmadan önce ne olduğunu akıllarına bile getirmiyorlar. Benim yöntemim boş düşlere, kuruntulara dayansa ve yanlış olsa bile düşüncelerimden her zaman yararlanılabilmesi için, özellikle bunu incelemeye giriştim.

Yapılması gerekeni çok yanlış görmüş olabilirim, ama üzerinde çalışılması gereken konuyu çok iyi görmüş olduğumu sanıyorum. Öyleyse, öğrencilerinizi daha iyi incelemekle işe başlayın, çünkü onları hiç tanımadığınız gayet kesin. İmdi, bu kitabı bu açıdan okursanız, sizin için yararsız olacağını sanmıyorum.

Sistematik bölüm diye adlandırılacak şeye gelince, ki bu doğal gidişattan başkası değildir, işte, okuru en çok şaşırtan bu bölüm olacaktır; aynı zamanda bana kuşkusuz buradan eleştiri gelecektir, belki de haklı olarak. Eğitim üzerine bir kitaptan çok, bir düşçünün eğitim üzerine düşlerinin okunduğu sanılacaktır.

Ne gelir elden? Ben başkalarının düşüncelerine değil, kendi düşüncelerime göre yazıyorum. Hiç de başkaları gibi görmüyorum; uzun süredir bu başıma kakılıyor. Ama kendimi başka gözlere sahip kılmak ve kendime başka düşünceler atfetmek elimden gelir mi? Hayır. Kendimle eş düşüncede olmamak, herkesten daha bilge tek kişi olduğumu sanmamak benim elimdedir; duygu değiştirmek değil de kendi duyguma bel bağlamamak elimdedir:

İşte, tüm yapabildiğim ve yaptığım şey. Eğer kimi zaman kesin bir tavır ortaya koyuyorsam, bunun nedeni hiç de okurda saygı uyandırmak değil, onunla düşündüğüm gibi konuşmaktır. Kendim kuşku duymadığım halde neden kuşku uyandıracak biçimde bir düşünce ileri süreyim? Tam olarak zihnimden geçen şeyleri söylüyorum.

Düşüncemi özgürce açıklarken bunun kendisini otorite olarak kabul ettirmesini o kadar az istiyorum ki, ölçülüp tartılarak yargılanmam için bu düşünceye daima nedenlerimi ekliyorum: Ama, düşüncelerimi savunmakta hiç ısrar etmek istemesem de, bunları önermekten kaçınmak zorunda olduğumu sanmıyorum, çünkü başkalarının düşüncesine karşı çıkardığım ilkeler hiç de önemsiz değildir.

Bunlar doğruluğunun ya da yanlışlığının bilinmesi önemli olan ve insanları ya mutlu ya da mutsuz kılan sözlerdir. Bana, yapılabilir şeyler öner deniyor durmadan. Sanki şunu demek istiyor gibiler: Yapılan şeyi yapmayı önerin ya da hiç olmazsa var olan kötüyle bağdaşan bir iyiyi önerin. Böyle bir tasarı, kimi konularda, benim tasarılarımdan çok daha ham hayaldir, çünkü bu bağdaşmada iyi bozulur, kötü de iyileşmez.

Ben yarı yarıya iyi bir uygulamayı ele almaktansa yerleşik uygulamayı ele almayı yeğlerim; o zaman insanın içinde daha az çelişki olabilecektir, insan karşıt iki amaca aynı anda yönelemez. Analar, babalar; yapılabilir olan, yapmak istediğinizdir. Sizin iradenizin sorumluluğunu ben mi yüklenmeliyim? Her türlü tasarıda göz önünde tutulması gereken iki şey vardır:

İlk olarak, tasarının mutlak iyiliği; ikinci olarak da uygulamanın kolaylığı. İlk açıdan, tasarının kabul edilebilir ve kendi içinde uygulanabilir olması için, iyi olarak neye sahipse, bunun eşyanın doğası içinde bulunması, burada da, örneğin önerilmiş eğitimin insana uygun ve insan yüreğine iyi uyarlanmış olması yeterlidir.

İkinci düşünce, kimi durumlardaki belirli ilişkilere bağlıdır; bunlar şeyle rastlantısal ilişkilerdir ki, dolayısıyla zorunlu değildir ve alabildiğince değişebilir. Şu halde, falanca eğitim İsviçre’de uygulanabilirken Fransa’da uygulanamaz, bir başkası burjuvalara uygulanabilir, bir başkası da soylulara.

Uygulamadaki az çok büyük kolaylık bir sürü koşula bağlıdır ki bu yöntemi falan ya da falanca ülkeye, falan ya da falanca koşula özel olarak uygulamadan başka türlü belirlemek olanaksızdır. Oysa tüm bu özel uygulamalar benim konum için zorunlu olmadıklarından, planımın içinde yer almıyor. Bunlarla isterlerse başkaları ilgilenebilir, her biri göz önüne aldığı devlet ya da ülkeyle ilgilenebilir.

İnsanların, doğdukları her yerde, önerdiklerimin yapılabilmesi ve önerdiğim kişiler haline geldiklerinde, hem kendileri hem de başkaları için en iyisinin ortaya çıkmış olması bana yetiyor. Bu sözümü yerine getirmezsem, kuşkusuz haksızlık ederim; ama yerine getirirsem, benden daha fazlasını istemekle de haksızlık edilmiş olur, çünkü yalnızca buna söz veriyorum.

('Francis Bacon; Okumak bir insanı doldurur; Konuşmak onu hazırlar; Yazmak ise olgunlaştırır.')

Bu kitabı herkes okumalı diyorsan kitap hakkındaki düşüncelerini yorum bölümüne yazabilir ve binlerce kişinin bu kitabı okumasına vesile olabilirsin! ; Kitabe.org

Bu Kitap Neden Okunmalı?

avatar