Arthur Schopenhauer – Aşkın metafiziği

Arthur Schopenhauer ile birlikte felsefe, 19. yüzyılda önemli sonuçları olan bir dönüşüm yaşar. İnsanın gerek kendi bireysel tabiatını gerekse de bütün bireylerin paylaştıkları dünyayı tek, uyumlu bir bütün olarak kavrama ve öğrenme yeteneğinin en ilk kaynağını, kendisinden önceki idealist felsefelerde olduğu gibi, doğrudan insanın kafasının içinde, onu düşünme faaliyetinin ürünü olarak görmeyip bu kaynağı insanın bedeninde bulur. Böyle olunca da bir bakıma felsefenin ağırlık noktası, insanın düşünme yetisinden, kafasında varsayılagelmiş doğuştan bilgi formları arayışından, bedene kayar.

Schopenhauer için beden, irade’nin yuvasıdır. İrade bir tür karanlık, bilinçsiz ilk kudret gibi bir şeydir; bu irade’nin biricik özelliği ‘istemek’tir, istediği de sadece kendisidir. İrade’nin yeri bedende olsa da, öyle hakkında doğrudan bilgi edinebileceğimiz bir şey değildir o. Kendisini belli eder sadece; ağırlık olarak, dürtü, içgüdü olarak, yaşama, varolma isteği ve gücü olarak; ama bilincimizde de izler bırakır.

Schopenhauer’den yaklaşık kırk elli yıl sonra, Freudcu psikanalizde ‘bilinçdışı’ neyse, Schopenhauer’de de irade hemen hemen odur. Freud, psişik aygıtı (insan psişesinin yapısını) önce “birinci topik” adı verilen bir modele göre tasarlar. Burada ‘bilinçdışı-bilinçaltı-bilinç’ düzlemleriyle karşılaşırız. Bilinçdışı dürtü, bu modelde, organik-biyolojik bir uyarımdır; hedefi, tatmin olmak, doyuma varmaktır. Dürtü’nün nesnesi ise, dürtüyü doyuma ulaştıracak, yatıştıracak nesnedir. Örneğin en belirleyici dürtü olan cinsel dürtünün cinsel nesne (obje) ile tatmini gerçekleşmez ise, bunun patojen sonuçları olacaktır. Zaten dürtüler arasında ‘bastırmaya’ en çok hedef olanlar cinsel kökenli dürtülerdir.

Schopenhauer’in sadece kendini ‘isteyen’ irade’sinin anlaşılır bir kaygısı: Canlı türlerinin kusursuz, ideal tipini meydana getirmek, koruyup hayatta tutmak. Çünkü bu, bedenin sürgitinin de vazgeçilmez koşuludur; irade’nin yeri olan bedenin. İrade, türü koruyabilmek ve bunu ideal tip modeli üzerinden gerçekleştirebilmek için cinsel dürtüyü kullanır. Cinsel dürtü, içgüdü üzerinden bireyi, türün tipini koruyacak seçimler yapmaya, karşı cinsi –(elbette farkında olmadan, içgüdüsel yönelimlerle) iradenin amaç ve hedefleri doğrultusunda onda önceden tespit etmiş olduğu özellikleri arayarak– cinsel tatmin nesnesine dönüştürmeye yönlendirir.

('Francis Bacon; Okumak bir insanı doldurur; Konuşmak onu hazırlar; Yazmak ise olgunlaştırır.')

Bu kitabı herkes okumalı diyorsanız YorumX'de bir başlık açarak bu kitap hakkındaki düşüncelerinizi yazabilir ve binlerce kişinin bu kitabı okumasına vesile olabilirsiniz; YorumX.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir